|

Şahadetinin 40. yılında bir
sembol Ülkücü:
Yusuf İmamoğlu
(...1945 - 08.06.1970)
Bulgaristan
göçmeni bir ailenin çocuğuydu.
Ailece Bursa'nın İnegöl
kazasında oturuyor, İstanbul
Edebiyat Fakültesi Coğrafya
bölümü son sınıfta okuyordu.
Fakülteye sokulmayan Ülkücü
Yüksek Öğretmen Okulu
öğrencilerinin karnelerini
imzalatmak üzere okuluna
gittiğinde, Vural Yıldırımoğlu,
Yusuf Kayabaşı, Ali Menekşe,
Feridun Şakar ve Vahram Apik
isimli komünist anarşistlerin
öncülüğünü yaptığı silahlı
grubun yaylım ateşine maruz
kalarak ağır yaralandı.
Okulun
dışında gruplar halinde toplanan
komünist militanlar, ambulansı
içeri sokmadıkları için
hastaneye zamanında
götürülemeyerek kan kaybından
şehit düştü. (8 Haziran 1970)
Cenazesi, Bursa Emirsultan
Mezarlığına defnedildi.
Şehit olduğu zaman cebinden 35
kuruş para çıkmış ve otopsi
sırasında da üç gündür hiç bir
şey yememiş olduğu tespit
edilmişti.
8
HAZİRAN 1970, YUSUF İMAMOĞLU'DA
ŞEHİT DÜŞTÜ...
"Yusuf İmamoğlu Türk İslam
davasının ne ilk, ne de son
şehididir. Aziz şehidimiz Yusuf
İmamoğlu'nun ve diğer
şehitlerimizin hesabı bir gün
sorulacaktır."
Başbuğ Türkeş (8 haziran 1970
Marmara Öğrenci Lokali)
İstanbul
Ülkü Ocaklar Birliği'nin önde
gelen alperenlerinden olan
İmamoğlu, yiğitliği, gözüpekliği,
komandoluğuyla tanınmış ülkücü
öğrenci Yusuf İmamoğlu, 8
Haziran 1970 günü komünistlerin
işgali altında bulunan Edebiyat
Fakültesi'nin koridorlarında
silahlı kızıl bir çetenin
saldırısı sonucu aldığı kurşun
yaralarıyla şehit düşüyordu.
Şehit İmamoğlu'nun yapılan
otopsi raporundan 24 saattir
yemek yemediği açıklanıyordu.
Cebinden ise 35 kuruş para
çıkıyordu. O ne burjuva bir
ailenin sosyetik çocuğu, ne de
Amerikan ve yabancı kolejlerde
okuyan batı kültürüyle yetişmiş
fakirlik ve fukaralık edebiyatı
yapan sosyalistlerin züppe
çocuğuydu. O Bulgaristan'dan
Türkiye'ye gelen yoksul bir
ailenin evladıydı.
İmamoğlu'nun şehit düşmesini
müteakiben binlerce ülkücü
öğrenci İstanbul sokaklarında
protesto gösterilerinde bulundu.
Yusuf İmamoğlu'nun şehit
edildiği günün akşamı MHP Genel
Başkanı Alparslan Türkeş Marmara
öğrenci yurdunda bir konferans
vermiş ve Yusuf İmamoğlu'nun
şahadetine temasla;
"Yusuf İmamoğlu Türk İslam
davasının ne ilk, ne de son
şehididir. Aziz şehidimiz Yusuf
İmamoğlu'nun ve diğer
şehitlerimizin hesabı bir gün
sorulacaktır."
demişti.
İki bini aşkın dinleyiciye hitap
eden Türkeş ;
"Komünistler milliyetçi bir
gencimizi daha kahpece
öldürdüler. O, Türk Milletinin
ebediyete kadar intikal etmesi
davasını savunan bir gençti.
Davası uğrunda, vatan ve millet
yolunda şehit oldu. Bizim
inançlarımıza göre, o, en yüksek
mertebe olan şehitlik
mertebesine ulaştı. Dün benim
bir Yusuf'um vardı. Bu gün
hepiniz Yusuf'umsunuz. O, bu din
için millet için bu vatan için
öldü. O'na kurşun sıkan ellere,
ona fırsat veren kafalara lanet
olsun."
demişti.
Şahadeti üzerine Emine
IŞINSU'nun Devlet'teki yazısı:
YUSUF İMAMOĞLU
600 yıl süren o muhteşem
destanın dirilmeğe başladığı
yeşil Bursa'mızdanmış: İnegöl
kasabasında doğmuş. Öyle de
fakirmiş ki, su satarak okumaya
çalıştığı zamanlar bile olmuş...
Yüreğinin bir köşesinde Kara
Osman Beyin akıllığını ve Sultan
Murat'ın merhametini
yerleştirmiş. Millet düşmanları
onu, altı aydan beri hep tehdit
edermiş, yine de silah
taşımazmış. Öldürüleceği sık sık
aklından geçermiş ama, vurmağa
kıyamazmış....
Henüz
gencecikti, taze bir fidan
gibiydi; büyüyecek, kocaman bir
çınar olacaktı. Bırakmadılar!
Şimdi yüreğime kurşun misali bir
ağırlık çökmüş, çaresizliğimin
acısında boğulacak gibiyim.
Önümdeki kağıda da, kalemimin
ucunda çırpınan kelimelere de
kahrediyorum. Emine bacısı,
İmamoğlu kardeşinin şehitliğine
ağıt yazacak ama neye yarar ki!
Memleketin yüksek menfaatleri
diyoruz; kardeş kavgası felaket
getirir, diyoruz;
"siz de vurun!.. demeğe dilimiz
varmıyor!"
Peki, ne yapacağız? Milletimizin
belki de son umudu genç
yiğitlerin yıkılışlarını
seyrederek zaman mı tüketeceğiz?
Ve yaşamaktan utanmayacak mıyız?
Doğrudur tabii, kardeş kavgası
felaket getirir. İyi ama,
"kardeş"
nerede ki! Yusuf İmamoğlu'na
kıyanlar, bırakın kardeşliği,
herhangi bir düşmanın
haysiyetinden bile uzaktırlar!
İmamoğlu'nun şehit düşmesi
olayında öyle müthiş bir hainlik
var, öylesine anlaşılmaz ve
anlatılamaz. Bir kin var ki,
vahşetin her türlüsünü mumla
aratır. Gazetelerde okuduğum
vakit inanmak istememiştim;
sonra araştırdım, meğerse doğru
imiş: İmamoğlu, hemen ölmemiş.
Çevresinde yavaş yavaş büyüyen
bir kan gölcüğü yatıyormuş.
Hastaneye haber salınmış, derhal
ambulans göndermişler ve
birileri çıkmış, fakültenin
kapılarını tutmuş, ambulansın
yanına gitmiş, can kurtarmaya
gelenleri önce paylamış, sonra
da kovmuşlar!
"Kim çağırdı sizi, demişler,
ihtiyacımız yok, dönün!"
Ve yiğit Yusuf, öz vatanın da
garip Yusuf, kanını tükete
tükete dünyasını değiştirmiş.
Canavarlık mı bu o bile değil!
Çirkin, küçültücü, insanı
insanlığından utandırıcı bir
şey!
Affet beni Allah'ım, kulun
böylesini niye yarattın! Ölmenin
vazife öldürmenin hak sayıldığı
tek yer savaş meydanlarıdır. Ve
savaşta, yaralı düşmana silah
çekilmez, hemen tedavisine
koşulur. Sağlık ekiplerinin
yardımını önlemek savaş
kanunlarında bile suçtur. Ve
İmamoğlu'na yapılanlar, aslında
açık bir işarettir. Beyni
yıkanmış bir zümrenin, insanlık
ölçülerinde tamamen saptığını
gösterir. İmkan ve fırsat
buldukları vakit, Lenin ve Mao
sosyalizmi ardına nasıl bir
kavga vereceklerini gösterir.
Ders bir değil çoktur, gizli
değil, açıktır. İbret almakta
gecikilmesine tahammül yoktur.
İmamoğlu'nun artık bize ihtiyacı
kalmamıştır. Şimdi o,
"Bir hilal
uğruna"
batan
"güneşler"in
yanındadır. Şehit kardeşi
Süleyman Özmen'le eleledir.
Yüreğimizdeki acı
Süleymanlardan, Yusuflardan
gelir ama, endişemiz cümle
Bozkurtlar içindir; Türklüğün
son bağımsız kalesi bu mübarek
topraklar içindir... Gayri söze
ne hacet...
Emine
Işınsu, Devlet, 15 Haziran 1970,
Sayı : 63
İmamoğlu'nun
bir şiiri;
Haydi Yiğit
Unutturacaklarmış benliğimizi,
Kundaklayacaklarmış kimliğimizi,
Yeniden göstermek için varlığımızı,
Haydi yiğit! Haydi yeni akına!
Ülkümüzün cihan varsın farkına!
Kur'an'a rehber diye sarıldık,
Eğilmedik, düştük öldük, kırıldık,
Ne yazık düşmanı dışta bilirdik,
Haydi yiğit! Haydi yeni akına!
Ülkümüzün cihan varsın farkına!
Elimizi Hak'tan yana açarak,
Zafer ışığını coşup saçarak,
Maziden atiye bir yol açarak,
Haydi yiğit! Haydi yeni akına!
Ülkümüzün cihan varsın farkına!
İmamoğlu getir bu aşkı dile,
Atıver kendini şu coşkun sele,
Kimbilir kaç yürek çarpar seninle,
Haydi yiğit! Haydi yeni akına!
Ülkümüzün cihan varsın farkına!
Yusuf İmamoğlu
http://www.haberiniz.com/index.php?option=com_content&task=view&id=14355&Itemid=172
Haberiniz.com
|