|
23
NİSAN ÇOCUKÇA BAYRAM MI?
Dünyamızın
365 gününün her biri bir özel güne,
bir bayrama tahsis edilmiş ama biz
“23 Nisan”ımızı
“Dünya Çocuk
Günü” olarak kabul
ettirememişiz yine de.
Nedeni pek basit.
“Türk patentli”
de ondan.
Çocuktan sevimlisi
“Çocuk Gününden”
güzel bir gün olabilir mi âlemde?
Olmaz elbet. Tam manasıyla
“marka”
öneri ama Türk’ten marka olmaz.
Olmamalı, oldurmamalı olacak olsa da
yani.
KKTC’yi Müslim-gayrimüslim dünyaya
tanıttıramadığımız, Ege’deki
“12 adalardaki”
haklarımızı anlatamadığımız, kabul
ettiremediğimiz gibi bunu da kabul
ettirememişiz maalesef.
*********
Bakıyoruz
“Anneler Günü”,
“Sevgililer
Günü”,
“Babalar Günü”,
“Cadılar
Bayramı” v.s. hepsi
“batı”
patentli.
Hangi günün ne adla anılacağı, hangi
ödülün kime verileceğini belirleyenler
onlar.
Teklif, bize göre Atatürk’ün
“insanlığa-barışa” bir hizmeti,
asil ve ileri görüşlülüğü ama, onlara
göre değil.
Onların isteği
“gün” de değil zaten,
“Gününü gün…”
Ne vakittir çocuk yapmadıkları malum.
“Çocuk
için gün belirlenecekse, onu da onlar
belirler” hem.
“Dünya Çocuk
Günü” teklifimiz bu yüzden
“çocukça”
işte.
*********
Başkasının
nesebinden çocuk mu olur bir de?
Çocuk, kendilerininse anlam taşır.
Irak Filistin, Afgan, Karabağ hepsi
bir aynı familya. Ne çocuk, ne de
mâsumlar onlar.
“Ot kökünün üstünde bitmez mi”
Büyüyüp küresel barışı tehdit
edecekler hepsi de sonuçta.
İnsan, iki kısım bunların nazarında;
Biri kısım
“efendilik” için bu âleme
gelenler,
Diğeri de bu efendilere
“hizmet” için yaratılanlar.
Madem demokrasi var onların dediği
olacak. Kuvvet kimdeyse karar onun, bu
devirde ve her devirde. Kuvvetin de
kararın da adresi belli bu yüzden.
*********
Dünya âlem
biliyor kötü niyetimiz yok bu
teklifle. “Hep
bana” olmasın. Bizim de
paylaşacaklarımız olsun bu fani âlemde
aynı yerküreyi paylaştıklarımızla.
Bizim ulusalımızın da katkısı olsun
dünya harsına.
“Aslan payı”
kimin hakkıymış görülsün
medeniyetler âleminde?
Biz de millet, hem nasıl milletmişiz
anlaşılsın diye bir de.
*********
“23
Nisan” tamam da, ne geliyor
onun ardından hemen?
Ulusal Egemenlik
Hem “ulusal”,
hem “egemen”
Kolay lokma mı ki bu
“Batının"
boğazından geçecek?
“Türk-Atatürk”
patentiyle bir de ki.
Adamlar coğrafyamızdan silmeye
çalışıyorlar bizi, bizse neyin
peşinde…?
*********
Büyük Türk
Milletinin yavrukurtları!
Akıp giden her 23 Nisanda, bu büyük
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını,
daha büyük mutlulukla, daha büyük
coşkuyla kutlamanı gönülden dileriz.
Dünya görmezden gelse de, 23
Nisanımız, bu âlemin beşeri
güzelliklerine bir büyük güzellik
katmıştır, katmaktadır.
Ama görene…köre ne…?
*********
Bu sözümüz
de davetimize icabet edeceklere;
“Türkün
Çocuk bayramına hoş geldiniz”
Halayımıza dâhil olmak isteyecek
herkese yer var saflarımızda.
Bugün ve bundan böyle.
Başkasının oyunu kendine, bizimkisi
bize.
Herkes kendi oyununu oynar eni iyi bu
âlemde.
“Türkün her şeyi
güzel, her şeyden güzeldir.”
Bunu bilir, bunu söyleriz.
Başkaları bilmeseler de…
Bayramınız kutlu olsun.
Osman
ERENALP
Ankara/Nisan
2010

TBMM'NİN AÇILIŞI
|
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NİN
KURULUŞU
İstanbul'un işgalinden üç gün
sonra, Atatürk ünlü 19 Mart 1920
tarihli bildiri yayımladı;
Bildiride,"olağanüstü
yetkiler taşıyan bir Meclisin
Ankara'da toplanacağı, Meclis'e
katılacak üyelerin nasıl
seçilecekleri, seçilerin engeç
onbeş gün içinde yapılması
gereği", kesin ve kararlı
ifadelerle yer alıyordu.
Ayrıca, dağılan Meclis-i
Mebusan'ın üyeleri de
Ankara'daki Meclis'e
katılabileceklerdi.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş
temelleri Ankara'daki bu ilk
tarihi binada atıldı. Birinci
Meclis Binası, Ulusal Kurtuluş
Savaşı'nın yönetim yeri olarak
pek çok tartışma ve millî
kararlara sahne oldu: Bu yapı
bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi
olarak, ilk yılların anılarını
sergiliyor.
İllerde seçilen temsilciler ve
Meclis-i Mebusan'ın bir kısım
üyeleri Ankara'ya geldiler.
Ankara'nın o günkü şartları
içinde Meclis'in toplanabileceği
elverişli bir bina yok gibiydi.
Sonunda, İkinci Meşrutiyet
döneminde, İttihat ve Terakki
Cemiyeti kulübü olarak yapılmış
tek katlı bir bina uygun
görüldü. Eksik kalmış yapı
tamamlandı, okullardan toplanan
ve halkın katkısıyla sağlanan
eşyalarla donatıldı.
Hazırlıklar tamamlanınca,
Atatürk 21 Nisan'da yayınladığı
ikinci bir bildiri ile,
Meclis'in 23 Nisan günü
toplanacağını ve açılış
töreninin nasıl yapılacağını
duyurdu.
23 Nisan 1920 Cuma sabahı erken
saatlerde, Ankara'da bulunan
herkes Meclis Binası çevresinde
toplandı.
Halk, kendi kaderine sahip
çıkmanın coşkusu içindeydi. Hacı
Bayram Camii'nde kılınan öğle
namazından sonra, Meclis binası
girişinde gözleri yaşartan
muhteşem bir tören yapıldı. Saat
13.45'de, Ankara'ya gelebilen
115 milletvekili Meclis
salonunda toplandı.
Parlamento geleneklerine göre,
en yaşlı üye olan Sinop
Milletvekili Şerif Bey (1845),
Başkanlık kürsüsüne çıktı ve
aşağıdaki konuşmayı yaparak
Meclis'in ilk toplantısını açtı.
"Burada Bulunan Saygıdeğer
İnsanlar,
Istanbul'un geçici kaydiyle
yabancı kuvvetler tarafından
işgal olunduğu ve bütün
temelleri ile halifelik
makamının ve hükümet merkezinin
bağımsızlığının yok edildiği
hepimizce bilinmektedir. Bu
duruma baş eğmek, milletimizin,
teklif olunan yabancı köleliğini
kabul etmesi demektir. Ancak tam
bağımsızlık ile yaşamak için
kesin olarak kararlı bulunan ve
ezelden beri hür ve başına
buyruk yaşamış olan milletimiz,
kölelik durumunu son derece ve
kesinlikle reddetmiş ve hemen
vekillerini toplamaya başlayarak
Yüksek Meclisimizi meydana
getirmiştir.
Bu Yüksek
Meclisin en yaşlı üyesi
sıfatıyla ve Allah'ın yardımıyla
milletimizin iç ve dış tam
bağımsızlık içinde alın
yazısının sorumluluğunu doğrudan
doğruya yüklenip, kendi
kendisini yönetmeye başladığını
bütün dünyaya ilan ederek, Büyük
Millet Meclisi'ni açıyorum."
Bu açış konuşmasında, millî
egemenliğe dayalı yeni Türk
parlamentosunun adı da "Büyük
Millet Meclisi" olarak
konulmuştu. Bu ad herkesçe
benimsedi. Daha sonra Atatürk'ün
tüm konuşmalarında yer aldığı
şekliyle ve ilk kez 8 Şubat 1921
tarihli Bakanlar Kurulu
Kararnamesinde de yazılı olarak,
"Türkiye Büyük Millet
Meclisi" (TBMM) adı
kalıcılık kazandı.
TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı
ikinci toplantısında Mustafa
Kemal Paşa'yı (Atatürk),
başkanlığa seçti. Mustafa Kemal
Paşa, kendi öncülüğünde kurulan
TBMM'nin başkanlığını,
Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan
29 Ekim 1923 tarihine kadar
sürdürdü.
TBMM, açılışından iki gün sonra,
sadece yasama değil, yürütme
gücüne de sahip olacak hukukî ve
siyasî yapısını düzenleme
çalışmalarına başladı. Bu
düzenlemeler, TBMM'nin tam bir
güçler birliği ilkesini
benimsediğini göstermişti.
2 Mayıs 1920'de Bakanlar
Kurulunun seçilmesi hakkındaki
yasa çıkarıldı. 11 Bakandan
oluşan "Meclis Hükümeti",
5 Mayıs'da TBMM Başkanı Mustafa
Kemal Paşa'nın başkanlığında ilk
toplantısını yaptı.
TBMM'nin açılışı ile birlikte,
millî egemenliğe dayalı yeni
Türk Devleti doğmuş oluyordu.
Birinci TBMM'nin iki temel
hedefi, kesin zaferi kazanmak ve
yeni devletin otoritesini
güçlendirmek, kalıcılığını
gerçekleştirmekti. Öncelikle,
ülke topraklarının yabancı
işgalinden kurtarılması
gerekiyordu.
http://www.tbmm.gov.tr/tarihce/kb5.htm
|
BAĞIMSIZ VE MUTLU NİCE YİRMİ ÜÇ
NİSANLARA
ULAŞMAK DİLEĞİYLE...
|