|
TARİHİN DİKİZ AYNASI
Yıl 1918.
(Sultan Reşat devri)
Öğreniyoruz ki…
Bakû’nün işgalden kurtarılması sırasında 1130 askerimiz şehit
olmuş.

Bakû1918 yılında Ermeni ve Bolşevikler
tarafından işgal ediliyor ve halka
katliam yapılıyor. 28 Mayıs 1918
tarihinde Azerbaycan'ın Gence şehrinde
kurulan yeni Azerbaycan Cumhuriyeti
Osmanlı’dan yardım istiyor. Enver
Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa
komutasındaki 20 bin kişilik ordu,
Gence ve Şamahı üzerinden Bakû’ye
hareket ediyor. 15 Eylül 1918'de,
Kurban Bayramı sabahı Osmanlı ordusu
Bakû’ye giriyor. Bu sırada 1130
askerimiz şehit oluyor. Bu
askerlerimiz için bugün Bakû’de
(Şehitler hıyabanında) Türk şehitliği
oluşturulmuş durumda. Yan yana
yatmaktalar Türkiye Türk’ü ve
Azerbaycan Türk’ü Mehmetçikleri.
****
Ocak 1526.
(Kanuni Sultan Süleyman devri)
Öğreniyoruz ki…
Kanuni Sultan Süleyman Fransa kralı Fransuva’ya bir ferman
göndermiş.

Ocak 1526 tarihli o fermanda Kanuni;
“Ben ki,
Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren
Allah’ın yeryüzündeki gölgesi,
Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve
Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve
Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir
Vilayeti’nin ve Diyarbakır’ın ve
Azerbaycan’ın Acem’in ve Şam’ın ve
Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve
Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap
diyarının ve Yemen’in ve daha nice
memleketlerin ki, yüce atalarımızın
ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve
benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla
fetheylediğim nice diyarın sultanı ve
padişahı Sultan Bayezıd Han’ın torunu,
Sultan Selim Han’ın oğlu, Sultan
Süleyman Han’ım.
Sen ki,
Françe vilayetinin kralı Françesko (François, Fransuva)’sun.
Sultanların sığınma yeri olan kapıma,
adamın Frankipan ile mektup gönderip,
memleketinizin düşman istilâsına
uğradığını, hâlen hapiste olduğunuzu
bildirip, kurtulmanız hususunda bu
taraftan yardım ve medet istida
etmişsiniz (istemişsiniz). Her ne ki
demiş iseniz benim yüksek katıma arz
olunup, teferruatıyla öğrendim.
Padişahların mağlup olması ve
hapsolması tuhaf değildir. Gönlünüzü
hoş tutup, hatırınızı incitmeyiniz.
Bizim ulu ecdadımız, daima düşmanı
kovmak ve memleketler fethetmek için
seferden geri kalmamıştır. Biz dahi
onların yolundan yürüyüp, her zaman
memleketler ve kuvvetli kaleler
fetheyleyip gece, gündüz atımız
eğerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır.
Allah hayırlar müyesser eyleyip
meşiyyet ve iradatı neye müteallik
olmuş ise vücuda gele. (Allah hayırlar
versin ve iradesi neyse o olsun.)
Bunun dışındaki vaziyet ve haberleri
adamınızdan sorup öğrenesiniz. Böyle
bilesiniz” deniliyor.
****
Yıl 1845
(Sultan Abdülmecit devri)
Öğreniyoruz ki…
Osmanlı kıtlık yaşayan İrlanda'ya yardım etmiş

İrlanda'da 1845–1850 yılları arasında
patates, bir parazit istilasına
uğruyor. O dönemde büyük çoğunluğu
tarıma bağlı İrlanda halkından 1
milyona yakın insan kıtlıkla ilişkili
hastalıklardan hayatını kaybediyor,
Pek çoğu Amerika Birleşik Devletlerine
göç ediyor. Bu sırada İrlanda
asilzadeleri çeşitli ülkelerden
İrlanda halkına yardım çağrısında
bulunuyorlar.
Osmanlı Devleti, bu kıtlık nedeniyle
İrlanda’ya 1000 altın yardımda
bulunuyor. Bunun üzerine İrlandalı
asilzadeler Osmanlı’ya bir teşekkür
mektubu gönderiyorlar. Osmanlı Arşivi
Daire Başkanlığında Padişah
Abdülmecit’e hitaben yazılan 1847
tarihli o mektupta, şu ifadeler yer
alıyor:
''Majesteleri
Osmanlı Padişah'ı Sultan Abdülmecit
Han'a,
Tanrı majestelerinden razı olsun. Biz
aşağıda imzası bulunan İrlandalı
asilzadeler, ileri gelenler ve tüm
halk olarak, majesteleri tarafından
çilekeş ve ıstıraplı İrlanda halkına
gösterilmiş olan ihsan ve teveccühün
cömertliğine en derin teşekkür ve
minnetimizi ifade etmek ve halkımız
adına İrlandalıların sıkıntılarını
hafifletmek ve acılarını dindirmek
için gönderilen 1000 poundluk cömert
yardıma, teşekkür için müsaadenizle
hürmetlerimizi sunuyoruz”
****
Yıl 1566
(Kanuni Sultan Süleyman- II. Selim devirleri)
Öğreniyoruz ki…
Açe Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne bağlanmış.
Bugünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra
Adası'nın kuzeybatısında bulunan Açe
Sultanlığı bölgedeki zenginliklere
gözlerini diken Portekizlilerin hedefi
oluyor. Bu baskıya dayanamayan zamanın
Açe Sultanı Alaüddin Şah bir elçi
heyetini yardım istemek amacıyla
İstanbul'a gönderiyor. Açe heyeti 1566
yılında İstanbul'a ulaştığı sırada
Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni
Sultan Süleyman'ın ölüm haberi
geliyor. Kanuni'nin yerine tahta geçen
II. Selim heyete her türlü yardımı
yapacağına söz veriyor. 1569 yılında
Osmanlı'nın Kızıldeniz filosu amirali
Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis
komutasında 22 parçadan oluşan Osmanlı
Donanması Hint Okyanusu'na açılıyor.
Açe'ye yardım ulaştırıyor. Açe
Sultanlığı Osmanlı Devleti'ne
bağlanırken, Portekizlilere karşı
taarruza geçebilecek kudrete ulaşıyor.
****
Yıl 1890
(Sultan II. Abdülhamit devri)
Öğreniyoruz ki…
Ertuğrul Firkateyni’nin Japonya Yolculuğunda 550 denizcimiz
şehit olmuş.

Ertuğrul Firkateyni, 1890 yılında II.
Abdülhamit tarafından bir iyi niyet
elçisi olarak Japonya’ya gönderiliyor.
630 denizcisiyle 11 ay süren seferin
ardından Japonya’ya varan Ertuğrul
Firkateynini, imparator Meici
karşılıyor. İmparator’un isteği
üzerine gemi komutanı Osman Paşa,
konuşmasını Türkçe olarak yapıyor.
Zorluklarla tamamlanan bu önemli
görevden sonra denizcilerimiz tayfun
mevsimi olduğu halde dönüş yolculuğuna
çıkıyor. Ertuğrul, Japonya’nın
güneyinde Oshima Adası açıklarında
kayalıklara çarparak parçalanıyor.
Osman Paşa dâhil 550 gemicimiz şehit
oluyor. Oshima köylüleri 69 denizcinin
kurtarılması ve şehitlerimizin
gömülmesinde büyük emek veriyorlar.
Hayatta kalan 69 denizcimiz, Japonya
İmparatorunun talimatıyla Hiei ve
Kongo isimli iki askeri gemi ile
İstanbul’a gönderiliyor.
****
Yıl 1915
(Sultan Abdülhamit devri)
Öğreniyoruz ki…
Çanakkale’de şehit Mehmetçiğimizin kafatası gövdesinden
ayrılıp Avustralya’ya götürülmüş;

18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale
Savaşı sırasında Gelibolu
Yarımadasında şehit olan bir
Mehmetçiğimize ait kafatası, bir
Avustralyalı asker tarafından
gövdesinden ayrılıp anı olsun diye
ülkesine götürülüyor. Ölmeden önce de
çocuklarına veriliyor. Sonra da, aynı
askerin torunu, evde kadife kaplı cam
kutuda mumyalanmış vaziyette saklanan
kafatasını Avustralya Gaziler Derneği
başkanına teslim ediyor. O da
Büyükelçilik aracılığı ile Genelkurmay
Başkanlığı'na teslim ediyor.
88 yıl sonra Çanakkale Deniz Zaferinin
yıldönümünde Gelibolu 2'nci Kolordu
Komutanlığı vasıtasıyla düzenlenen
törenle ait olduğu yere tekrar
Çanakkale’ye defnediliyor.
****
Öğreniyor ve anlıyoruz ki;
"Bir
zamanlar biz de millet hem nasıl
milletmişiz
Gelmişiz cihana milliyet nasıl öğretmişiz."
Geçmişi olmayanın geleceği olmaz.
Şanlı Türk tarihinden sadece birkaç sayfa bunlar.
Ve yine anlıyoruz ki;
“Türk
gençliği ecdadını tanıdıkça daha büyük
işler yapmak için kendinde güç ve
kuvvet bulacaktır…”
Bir doğru da şu ki;
Sırf geçmişle övünerek olmuyor.
Geçmişten güç alarak, o başarılara yenilerini ekleyerek
ecdadın hatıralarına saygı gösterilmiş
olunuyor.
Ot kökünün üstünde biter.
Tarih gösteriyor ki ecdat başarmış biz de başarırız.
“Muhtaç olunan kuvvet damarlarımızdaki
asil kanda mevcuttur”
Buna fazlasıyla muktedir olduğumuzu anlamak için tarihimizin
böylesi sayfalarını karıştırmak yeter.
****
Rivayet olunur ki;
Napolyon’un da bulunduğu bir mecliste
“Ben şöyle asil
bir soydan geliyorum, ben böyle bir
asalete sahibim” türünden
asalet yarıştırılıyormuş.
“Ben asil
bir sülaleye mensup değilim. Bizim
sülalenin asaleti de benimle başlıyor”
olmuş Napolyon’un cevabı da.
Yine rivayet odur ki;
“Ben şu
soylu, bu soylu ailenin çocuğuyum”
diyen yabancılara karşı Hun İmparatoru
Atilla:
“Bende de soylu
bir milletin çocuğuyum” diye
cevap vermiştir.
Ve bu cevabı Atatürk pek beğenmiştir.
Sözün özü:
Ecdadın yaptıklarıyla övünmek
hakkımız.
“Sonrakiler
nemizle övünecekleri?”
Budur önemli olan.


Osman ERENALP
Eğitimci-Yazar
|