ANAMUR'UN SESİ
"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
arama   site haritası
 

 

ANAMUR
Tarihçe
Coğrafi Durum
Yönetim
Turizm ve Tarım

 

BAŞLIKLARDAN KONULARA ULAŞIN

 

 
Fatih Haliç'te

İstanbul Fetih Yıldönümü

 

 

Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Anasayfası

 

 

19 MAYIS ŞİİRLERİ

 

19 MAYIS GENÇLİK MARŞI
I.Hakkı TALAS

ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞI’NDA
Cahit KÜLEBİ

19 MAYIS
F.ELMALI

ŞU SONSUZ KOŞU
Ceyhun Atuf KANSU

BU GELEN BANDIRMA VAPURU
Özker YAŞIN

O GELİYOR
Celal Sahir EROZAN

BİR GEMİ YANAŞTI SAMSUN’A
Cahit KÜLEBİ

MUSTAFA KEMAL’İ DÜŞÜNÜYORUM
Ümit Yaşar OGUZCAN

SAMSUN GÜZELLEMESİ
Behçet Kemal ÇAĞLAR

 

GENEL KURMAY BAŞKANLIĞI AFİŞLERİ

 

 

ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ

 

 
DİĞER MESAJ HABER VE DOSYALARIMIZA ULAŞMAK İÇİN BU BÖLÜMÜ LÜTFEN TIKLAYINIZ...

 

 

 

 

LÜTFİ ÖZDEMİR'İN ŞAHADET YILDÖNÜMÜ-ŞEHİDİMİZİ UNUTMADIK

 

 

 

MANŞET DOSYALAR (HABER VE VİDEO) İÇİN TIKLAYIN

 

AÇILIM NEDİR-OZAN ARİF'TEN DİNLEYİN HABER VİDEO

 

MEHMET ŞANDIR HABER VİDEO ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİ

 

     TANDOĞAN OKULU GÜNLÜĞÜ

     Yıldırım Beyazıt Meydanı’ndan döndüğümüzde adı Yıldırım’la başlayan beş okulumuzu geride bırakıyor Tandoğan İlköğretim’e varıyoruz. Bilindiği gibi bazı isimler bir diğerini çağrıştırırlar. Öyle yer etmişlerdir akıllarda: Fatih, Akşemseddin’i, Osman Gazi, Şeyh Edebalı’yı, Hz. Musa, Firavun’u, Hz İbrahim, Nemrut’u… Yıldırım da Timur’u pek tabiî ki.

 

    Peki, nereden bu Yıldırım bereketi? derseniz 1402 Ankara Savaşından. Çubuk Ovası’ndaki o çetin kapışmadan. Yıldırım tarafını tuttuğumuzdan Timur’u önemsememişiz. “Önünü kesmese Yıldırım’a nasip olacaktı fetih-i mübîn. Anadolu Hisarını da yaptırmıştı zaten. O komuta edecekti Hz. peygamberin övdüğü orduya. Hepsi şu aksak Timur yüzünden” Öyle düşünmüşüzdür hep.

 

    “Kaç Timur Okulu var derseniz buna karşılık?” birini hatırlayabiliyorum ben başkentte. Çankaya Timur İlköğretim Okulu. Başka varsa da bilmiyorum. Sayı itibariyle Yıldırım’la yarışamayacağı muhakkak ama.

 

    Konumuz Ankara Savaşı, Timur Yıldırım kapışması değil tabi. Yıldırım hızıyla geçemedik bu kadar Yıldırım tabelası arasından o yüzden tarihin dikiz aynasına bu kadar nazar ettik. Dönelim okulumuza.

 

 

    Tandoğan Okulu’nun bahçe kapısına dayanıyoruz. Bize kapıyı açacak biri gözükmüyor ortalarda. İnip kendimiz görüyoruz kendi işimizi. Aracımızı park ederken zil sesi duyuluyor. Bu sesle birlikte de bahçe cıvıl cıvıl oluyor. Açık kapıyı işaret ediyorum birine. İkisi birden koşuşuyor kapıyı kapatmaya. O hızla da yanıma dönüyorlar hemen. Dost sayılırız ne de olsa bu ikisiyle artık diğerlerine nazaran. “Arabanız güzelmiş.” diyor birisi.

 

    “Çizip etmeyin ha” demek geliyor ki dilimin ucuna vazgeçiyorum hemen. Araba boyadan yeni çıktı. “Eşeğin kulağına kar suyu kaçırmayalım sonra” - söz meclisten dışarı-. Burası Yenidoğan, Çinçin, Hıdırlıktepe mevkii ne de olsa. Havzanın sicili mâlum.

 

    “Daha iyisi senin olur inşallah” diyorum.

 

    “Sağ ol” diyor o da.

 

    “Haydi, işinize!” deyip ayrılıyorum gruptan.

 

    Okul iki bloktan oluşmakta. Bu taraf birinci kademeye, karşı taraf altı, yedi, sekizinci sınıflara ayrılmış durumda. Üst geçit yapılmış iki bina arasına. Günde birkaç kez bu geçidi kullanmak zorunda iki tarafa dersi olanlar. Yönetim karşıda. Bizim de karşıya geçmemiz gerekecek. Basamaklara yönelirken paralelimden yürüyen birisi;

 

    —Şimdi öğretmenler sınıftan çıkacaklar siz mi ders anlatacaksınız? diye soruyor;

 

    —Öyle olacak, diyorum. Öğretmen görsün gözleri. İstemez misiniz yoksa? diye soruyorum ben de.

 

    —İsteriz öğretmenim, diyor soruyu soran.

 

    Âlemin geçtiği yerden karşıya geçiyoruz. Bu yakada bahçe daha geniş. Basket potaları, futbol kaleleri var. Spor salonu yok. Beden eğitimi dersleri bahçede işleniyor çoğu okulumuz gibi. Havanın güzel olduğu her gün beden eğitimi öğretmenini bahçede görmek mümkün bu yüzden.

 

    Öğretmen okulu yılları geliyor gözümün önüne. Basketbol, voleybol, atletizm takımındaydım. Severek yapacağım bir işti beden eğitim öğretmenliği. Okullarımızdaki durumu gönünce iyi ki düşünmedim diyorum. Allah kolaylık versin diyebiliyorum ancak öğretmenlerine de, öğrencilerine de, idarecilerine de.

 

    Nöbetçi öğretmen iki kız öğrenciye bahçeye atılan boş, plastik su şişelerini toplattırıyor. Kapıyı kullanmadıklarından ceza olarak bir nevi. Bahçe duvarı atlamaya müsait. Erinmişler kapıyı dolanmaya belli ki.

 

    Burada herkes iki çift söz edilsin istiyor kendileriyle. Müfettiş, öğretmen yabancı kim olursa olsun bu böyle. Kapıya kadar refakat eden öğrencilerden biri soruyor.

 

    —Amca siz müfettişi misiniz?

 

    —Benzemiyor muyuz?

 

    —Ben de okulun yakışıklısı Baksanıza saçlarıma. (Saçlar kabarık, jöleli. Şekil verilmiş)

 

    —İyi muhafaza et. Rakiplerin çıkabilir, kaptırma aman.

 

    —Tamam, ederim hocam.

 

    Bu üçüncü gelişimiz buraya bu yıl. İlki okulların açıldığı haftadaydı. Çeteler bastı haberi yer almıştı gazetenin Ankara ekinde. Onun için. İki polis nöbetleşe görev yapıyorlar o günden sonra. Okul polisi yaygın hâl aldı günümüzde. Norm kadroya dâhil edilecekler belki de yakında. Lisede yöneticilik günlerimizi hatırlıyorum. Güvenlik görevlisi, okul polisi, disiplin kurulu başkanlığı “şahsı manevimizde mündemiçtiler” hepsi de.

 

    İkincisi rehberlik için, iki ay öncesiydi. Çoğuyla tanışıyoruz okuldakilerin. Her gelişte ayrı müdür buluyoruz karşımızda. Beş ayda üçüncü müdür bu. “Öztürk” soyadı birilerini çağrıştırıyor. Öğretmen okulundan arkadaşın amcaoğlu çıkıyor. Telefonla görüştürüyor bizi 35 yıl aradan sonra. Kimlerle görüşüyor, kim ne durumda, hasta olan, ameliyat olan, ölen, konu oralara kadar kayıyor ister istemez. “Herkesin bir derdi var durur içerisine.” Fazla da uzatamıyoruz. Sürpriz oluyor bu görüş teftiş öncesi bize.

 

    Yeni müdürümüz Hıdırlıktepe’de 6 yıl görev yapmış. Gönderseler yine de gidecek gibi. Öylesine benimsemiş kimsenin yanından geçmeye cesaret edemediği bu semti. Bir yılı beş yıla bedel deniliyor Hıdırlıktepe için. Onbeş yıl aynı köyde görev yapana “ülkü eri” sıfatı layık görülürdü bir zamanlar. O sıfatı çoktan hak etmiş bu duruma göre. Bu yıl programda bu okulumuz da var. Göreceğiz ne derece haklı olduklarını.

 

    Kentsel dönüşüm mağduru, evi yurdu olmayan, kanun kaçağı, sabıkalı, kim varsa bu semte toplanmış sanki. Sınıfların öğrenci dokusuna bakmak kâfi bunu anlamak için.

 

    Okuma yazma zayıf. Doğru anlamak için doğru okumak gerek. Bir paragrafta on yanlışı çıkandan, gel de doğru anlama, doğru anlatım bekle sen.

 

    Altındağ Devlet Tiyatrosu iki bina aşağıda hemen. Burası Büyük Tiyatro, Küçük Tiyatro ve Yeni Sahne’yle birlikte başkentin en eski tiyatrosu. Geçen yıl eğitimimizin sembol ismi H.Hüsnü TEKIŞIK’ın hayatını konu alan “Efsane öğretmen” oyununu seyretmiştim. Okul, tiyatro yan yana. “Sen oradan çık ben buradan, çatlasın düşmanımız.” Semtin gelişimine katkı olsun diye düşünülmüş ama yakın çevreden pek ilgi yok. Bilet bulmak nispeten daha kolay diğerlerine göre.

 

    Tiyatro demişken bir bilmece size sözün burasında;

 

         ***

    “…” yetiş imdadıma...!
    Uyuyorum, uyandır beni,
    Karanlıkta kayboldum,
    Yol göster bana, ya da bir ışık yak,
    Tembelim, utandır beni,
    Yorgunum, kaldır beni,
    İlgisizim, vur bana.
    Aldırış etmiyorum, yok et bu halimi,
    Korkuyorum, cesaret ver bana,
    Cahilim, öğret bana.
    Canavarım, insancıllaştır beni.
    Yüksekten atıyorum, gülmekten öldür beni,

 

    Edepsizim, alaşağı et beni,
    Kafasızım, değiştir beni,
    Yaramazım, cezalandır beni,
    Baskın ve zalimim, savaş benimle.
    Ukalayım, alay et benimle,
    Avamım, eğit beni,
    Suskunum, çöz beni,

 

    Artık hayal kuramıyorum.
    Bir korkak ya da budala gibi davran bana.
    Unuttum, hafıza yükle bana.
    Kendimi yaşlı ve tükenmiş hissediyorum.
    Çocukluğu coştur benim için.

 

    Ağrım var, müzik ver bana.
    Üzgünüm, mutluluk getir bana.
    Sağırım, fırtınada acılara çığlık attır.
    Kışkırtıldım, bilgeliği göster bana.
    Zayıfım, dostluğun ışığını yak.
    Körüm, bütün ışıkları bir araya topla.
    Çirkinliğin boyunduruğu altındayım,
    Galebe güzelliğin gelmesini sağla,
    Nefretli kuşatıldım,
    Sevginin tüm gücünü ver bana.

 

         ***

 

    “Kime bu çağrı, bu yakarış?” diye sormuştuk bir öğretmen grubuna bunu.

 

    “Öğretmene....” olmuştu cevap.

 

    Cevap doğruydu.“Tiyatroydu” o öğretmenin adı. Öğretmen olabilirdi böyle bir tanımın karşılığı elbette. Ama “27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü Uluslararası Basın Bildirisiydi” bu bir. Kepimizi önümüze koyup da özeleştiride bulunalım şimdi de. Ne kadar tanıdık, tanıştırdık bu öğretmeni? Kendimize ve çevremize acaba?

 

         ***

 

    Okul tiyatro yan yana ama o durumu değiştirmeye yetmemiş. Beşinci sınıf öğretmeni anlatıyor.

 

    “Komşu Gültepe İlköğretim Okulunda görev yapıyordum o sıra. Bir gün Murat bana geldi. “Öğretmenim Haydar’la aynı sınıfta olmak istemiyorum. Sınıfımı ayırmanızı istiyorum sizden” demişti. Murat babasının işi olan nadir öğrencilerimdendi. Haydar’ın ailesi ise sabıkalı, Gültepe’nin belalısı biliniyordu. Muratlar bahçede mangal yakmışlar. Haydar pişmiş köfteleri mangalıyla alıp yürütmüş. Yarım kalmış mangal keyifleri. Annesi başka yemek yapmış onlara. En çok kendi sınıfından olmasına üzülüyormuş bunu yapanın. Bu yüzden sınıfını ayırmak istiyormuş.

 

    Haydar’ı konuşturdum. Arkadaşlarıyla dolaşırken et kokusu gelmiş burunlarına. Kokuyu takip edip mangala ulaşmışlar. Grubun küçüğü olduğundan köfteleri alıp gelmesi için bunu görevlendirmişler. O da denileni tutmuş. Mangalın başına varmış. Bakmış eli yanıyor mangalıda alıp götürmüş, oturup yemişler bir güzel. Muratlar’a ait olduğunu ise sonradan öğrenmiş. Niyet mangal değil, köftelermiş anlattığına göre.

 

    Kıssa ibretlik. Kendi kaderine terk edersen şayet, bu yaşta köfteyi mangalıya götürür, yarın da deveyi havuduyla… Ona şüphe yok.

 

    “Kenar Mahalle” öyküsü aklıma geldi sözün burasında da:

 

     ABD deki profesörün birisi, sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yasayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmalarını ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemişti. Öğrenciler hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmişlerdi.

 

    Bundan tam yirmi beş yıl sonra bir başka sosyoloji profesörü tesadüfen bu çalışmayı buldu ve öğrencilerinden bu projeyi sürdürmelerini ve aynı çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istedi. Öğrenciler, o bölgeden taşınan ya da ölen 20 çocuk dışındaki 180 çocuktan 176´sinin olağanüstü bir başarı gösterip, avukat, doktor ya da işadamı olduklarını ortaya çıkardılar.

 

    Profesör çok etkilenmişti ve bu konuyu izlemeye karar verdi. Birer yetişkin olan o çocukların hepsi o bölgede yasadıkları için, her biriyle buluşma sansı oldu. “O koşullarda nasıl bu kadar başarılı oldunuz?” sorusuna verdikleri cevap hep aynıydı:

 

    “Mahalle okulunda bir öğretmenimiz vardı. Onun sayesinde.”

 

    Profesör, bu öğretmeni çok merak etmişti. Hâla hayatta olduğunu öğrendiği yaşlı öğretmenin izini bulması zor olmadı. Kendisini ziyaret etmek için evine kadar gitti. Karşısında yılların yüzüne eklediği kırışıklıklara rağmen hala dinç duran bir yaslı kadın buldu. Merakla yaşlı kadına bu çocukları kenar mahallelerden kurtarıp, başarılı birer yetişkin olmalarını sağlamak için kullandığı sihirli formülün ne olduğunu sordu.

 

    Yaşlı öğretmenin gözleri parladı ve dudaklarının kenarında bir gülümseme belirdi:

 

    “Çok basit” dedi,

 

    “Ben o çocukları çok sevdim.”

 

    Eğer sen daha fazla sevgi istersen, daha fazla sevgi ver!

 

    Eğer daha fazla nezaket istersen, daha fazla nezaket ver!

 

    Eğer, daha fazla anlayış ve saygı istiyorsan, daha fazla anlayış ve saygı ver!

 

    Eğer, sen insanların sana karşı daha saygılı ve sabırlı olmasını istiyorsan, daha fazla sabır ve saygı göster.

 

    Yaşam, daima bizim ona verdiğimizi bize geri verir. Sizin hayatınız bir tesadüfler yumağı değil; yaptıklarınızın aynasıdır.

 

    Bir öğrencinize ilişkin, özellikle sesli ifade ettiğiniz beklentileriniz mutlaka gerçekleşir.

 

    Beklediğiniz şeyi elde edersiniz.

 

    Unutmayın!

 

    Öğrencilerinizin geleceğini belirliyorsunuz!

 

    Sözün özü; mangal gibi yürek gerek bu şartlarda öğretmenlik yapmaya, müdürlük yapmaya, rehberlik uzmanı veya aile birliği üyesi olmaya. Kutluyoruz bu yürekliliği gösterenlerimizi yine de. Burada ve her nerede bu rolü oynuyor, o rolün hakkını veriyorlarsa da.

 

         ***

 

    Öğretmen okulu son mezunlarının emekliliği hak edişlerinin üzerinden on yıl geçti. Kalanları bizler gibi uzatmaları oynayanlar. Onlar da görevlerinin tamamlayacak, bir devir kapanacak böylece. Anılarda kalacak bir altın kuşak. Teneffüs saati beşinci sınıf öğretmenleriyle çay içiyoruz. Rehberlik dolayısıyla tanışıyoruz kendileriyle. Teftiş sırası ne zaman gelir? onu bekliyor hepsi de bir büyük heyecanla. “En heyecanlısı benim” diyor birisi. Fazla heyecan kalbe zarar. “Sizden başlayalım o zaman” diyor birlikte sınıfa giriyoruz zille beraber. Sınıf unutmamış bizi. Fen bilgisinden “sindirim” konusu işleniyordu. Küme sunumunu tamamlamış soruları cevaplıyordu.

 

    —Yediklerimiz neden kalın bağırsaktan dışarı çıkar? diye sormuştu biri.

 

    Cevap vermişti küme sözcüsü de:

 

    —Seninki de soru mu len Ahmet şimdi. Başka da nereden çıkacaktı ya? Gülüşmüştük.

 

          ***

 

    Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni üç araç değiştirip de geliyormuş. Şartlar onu gerektiriyormuş.

 

    “La kad ce eküm” le başlayan bir ayet okuyor bir ara konuyu anlatırken;

 

    “Duymuşsunuzdur belki” diyerek,

 

    “Duydum, kanal D‘de okuyordu beyaz sakallı biri” diyor öğrencinin birisi.

 

    Öğretmen ikinci soruyu yöneltiyor:

 

    —Hz Ömer özel işi olduğunda devletin mumunu söndürüyordu? Bu davranışı neye işaret ediyor? Bunun da cevabını alıyor.

 

    —Gösterişe…

 

    Yeni kuşak, dürüstlüğü gösteriş algılıyor demek ki bu zamanda Hz Ömer de olsa bunun sahibi. Ne diyelim? Tabloyu yaratanlar utansın.

 

          ***

 

    Yetiştirici Sınıf Öğretimi Projesi bu okulumuzda da var. 10–14 yaş arası okula gidemeyenler belli bir süre eğitimden geçirilip belli düzeye getirildikten sonra uygun sınıflara kaydediliyorlar. Maçka’lı Ahmet Bey üslenmiş bu işi. Emeklilik sonrası meşguliyet olur, işe yararım düşüncesiyle. Farklı okullardan mezun isek de ortak paydalarımız çok. Söz öğretmen okullarından açılsın yeter ki.

 

    Şu öğretmen okulu kuşağının tarih olmasına dayanamıyorum doğrusu.

 

         ***

 

    Öğlen arası gök gürültüsü gibi bir sesle irkiliyoruz. Bir anne iki çocuğuyla kapıya dayanmış durumda. Müdürü soruyor.

 

    —Vekili olabiliriz kavga etmeyeceksen? diyoruz.

 

    —Evet, kavgaya geldim. İnek yazmışlar çocuğun sırtına. Bu nasıl okul? diyor uzaklaşıyor başka da bir şey demeden.

 

    Ses koridorda yankılanıyor.

 

    Bu nasıl okul…!
    Bu nasıl okul…!

 

        ***

 

    Binalar bu okulumuzda da caddeye paralel konuşlandırılmış durumda. Bir alan bu kadar daraltılabilir, bir bahçe bu kadar öldürülebilir ancak. Ne olur şu bina yeri için de müfettiş görüşü alınsa? Neler inceletilmiyor ki? Sahipsiz ortada kalmış nice işler. O da incelettirilsin. Basit bir rapor, hepsi bu. Çocuklarımızı güneş görmeyen, gürültüye açık, bahçe ortasına oturtulmuş binalara mahkum etmek mecburiyetindeymişiz gibi.

 

         ***

 

    Sırada müzik öğretmeni var. Müzik dersinin müzik odasında işlenmesi iyiye işaret. Müzik odasını bulup kapıyı vuruyoruz. Sınıf ayağa kalkıyor. “Oturun, buyurun” diyoruz. Çoğu öğrencinin önünde melodika göze çarpmakta.

 

    Çalabiliyorlar mı? Diye soruyoruz.

 

    —Okul marşımızı dinletelim dilerseniz. diyor dersin öğretmeni. “Memnuniyetle” diyoruz biz de. Söz Türkçe öğretmeninden, notalar da müzik öğretmeninden. Yüzde yüz yerli bir yapım;

 

    Tandoğan, Tandoğan İlköğretim okulu
    Yolumuz Atatürk yolu. İlkelerin izindeyiz
    Geleceğin büyükleriyiz. Aydınlık Türk genciyiz.
    Türk’üz doğruyuz çalışkanız başarıdır amacımız
    Çağdaş Türkiye misyonumuz hedefimize koşarız
    Atatürkçü öğretmenimiz bizim tek destekçimiz
    Eğitim aşkı ile kaplıdır sevgi dolu yüreğimiz.

 

    Okul gecelerine yetişmiş sanatçı getirmek moda oldu son zaman. Olması gereken böylesi yerli yapımlar işte. Okul, o zaman okul, eğitim de o zaman eğitim işte. Hazırı tüketmenin adı etkinlik oldu ne yazık ki hayli zamandır. Çoğu okulumuzda koridorlar hazır tablolarla dolu durumda. O okulda duvara asılacak değerde resim yapan öğretmen öğrenci çıkmazmış gibi. Hazırcı millet olduk vesselam.

 

    Türkü CD den,
    Sporu TV’den.
    Tabloyu da hazırdan kullan…

 

    Adına da eğitim de sen.
    Böylesi bir bizde herhalde?

 

    Öğretmen okullularımızın midesi kaldırmazdı bu gibi işleri bizim bildiğimiz.

 

    Cumhuriyetin kurucusu başöğretmeni de buna işaret etmiş tam da;

 

    Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar. .

 

          ***

 

    Biz org eşliğinde Tandoğan marşını dinlerken eski bir piyano ilişiyor gözümüze. Sessizce duruyor sınıfın bir köşesinde. Cilalar dökük, tuşlar devre dışı kalmış durumda. Kapağını kaldırıp tuşlarına dokunuyoruz. “Tuşlar susmuş ses vermiyor nedendir?” çoktan devre dışı kaldığı anlaşılıyor. Ne nağmeler, ne serenatların tanığıydı oysa kim bilir? Dilleri olsa da konuşsa.

 

 

    Cumhuriyetin ilk yıllarına tanıklık etmiş okullarımızda bu tip piyanolara rastlamak bugün de mümkün. Ulus’taki okulun birinde Atatürk’ün hediye ettiği böyle bir piyanonun akıbetini soruşturmuştu bir meslektaşımız. Tertiplerdir muhtemelen Tandoğan Okulumuzdakiyle. Köy enstitülü, öğretmen okullu nice öğretmeninin parmak izleri vardır o tuşlarda? Ders bitimi eğitim müzesine gönderilme vaktinin geldiği hususunda hemfikir oluyoruz okul müdürüyle bu tarihin tanığı piyanonun.

 

    Okul marşının ardından bir parça daha dinlettirmişti öğretmenimiz:

 

    Şaşar Veysel iş bu hala
    Gâh ağlaya gâhî güle
    Yetişmek için menzile
    Gidiyorum gündüz gece

 

    Güzel final oluyor bize son gün. Bununla da noktalıyoruz buradaki görevimizi.

 

    Yarın başka kurumda olacağız kısmetse.
    Yetişecek menziller var sırada.
    Başkent Ankara’dan, Altındağ Tandoğan ilköğretimden “eğitim benim de derdim” diyen herkese, selam.

 

 

    

 

  

 Osman ERENALP
    Ankara - 2011

Tel-Cep: 0 505 663 1620

  _____________________________________________________________

   BÖLÜM TOPLAM OKUNMUŞTUR

"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ
   

  Başa Dön 

Yazdır

 
 
 
Copyright © Tüm Hakları Saklıdır [Çınar Arıkan]