|
BİZİM OCAK DERGİSİ MÜLAKATI
Bizim Ocak Dergisi’nin 1988 yılında Başbuğ
Alparslan Türkeş ile yapmış oldukları
Mülakat’ın tam metnidir…
Bizim Ocak:
Sayın Alparslan TÜRKEŞ. 3 Mayıs’ın bir
değerlendirilmesini yapar mısınız?
BAŞBUĞ:
3 Mayıs olayları 1944 yılında meydana
gelmiştir. O dönemde memleketimiz tek
parti diktatörlüğü altındaydı. O zamanki
cumhurbaşkanı merhum İsmet İnönü de
“Milli Şef” ünvanı taşımaktaydı.
Bayramlarda büyük şehirlerimizde asılan
dövizlerin üzerinde “Tek millet, tek
parti, tek şef” yazıları vardı. O
günün şartlarında memleketimizde hürriyet
ve demokrasi yoktu. Milli Eğitim
Bakanlığı’nı meşhur Hasan Ali Yücel işgal
etmekte; yüksek okullar ve üniversitelere
Marksist öğretim üyeleri yerleştirilmiş
bulunmaktaydı. Ayrıca Milli Eğitim
Bakanlığı tutuklanmış olan marksistlere
geniş destek ve yardım sağlamaktaydı.
Bu
sıralarda yayınlanmakta olan “ORKUN”
“ORHUN” isimli dergi zamanın başbakanı
Şükrü Saraçoğlu’na bir açık mektup
yayınlandı. bu mektupta çeşitli okullarda,
üniversite ve kuruluşlarda yerleşmiş olan
marksistler isim isim sayılarak, zamanın
başbakanlarından bunlara neden müsamaha
gösterildiği sorulmuştu. Bu şahısların
sürekli olarak bulundukları yerlerde
marksizm propagandası yaptıkları ve
zararlı oldukları belirtilmişti. Böyle bir
hareket kamuoyunda çok tesir yaptı.
Özellikle yüksek öğrenim gençliği arasında
büyük heyecan meydana getirdi. Dergiler
elden ele kapışıldı. Bunun neticesi olarak
o günün iktidarı, bakanları ve yakın
mensupları büyük memnuniyetsizlik
duydular. Mektupların yazarı olan Nihal
Atsız bey hakkında tanınmış marksistlerden
olan ve o sırada Devlet Konservatuarında
öğretmen bulunan Sabahattin Ali’nin
hakaret davası açmasını temin ettiler.
İktidarın resmi yayın organı olan o zaman
ki Ulus gazetesinin avukatlarını da
Sabahattin Ali’nin savunulması ve
desteklenmesi için onun emrine verdiler.
işte bu olaylar memleketteki milliyetçiler
arasında büyük yankılar yaptı. Mahkemeler
sırasında da gençler Ankara cadelerinde
heyecanlı gösteriler yaptılar, komünist
eserleri meydanlarda yaktılar. Bunun
üzerine iktidar işi tertip yapmaya
vardırdı ve başta rahmetli Nihal Atsız bey
olmak üzere onun kardeşi Necdet Sancar bey
ve arkadaşlarının evleri arandı. ORHUN
dergisinin yönetim yeri arandı ve bu
kimseler tutuklandı. Suçlama da
“Irkçılık” ve “Turancılık”
oldu. Birçok işkenceler ve baskılar
yapıldı. İstanbul 1 Numaralı Sıkıyönetim
Mahkemesi’nde 23 sanık hakkında dava
açıldı. Fakat mahkeme tarafsız değildi,
baskılar altındaydı. Ortada hiç bir suç
olmadığı halde, böyle bir suç icad ederek,
sanıkların bir kısmı ağır cezalara
çarptırıldılar. Fakat o zaman ki Askeri
Yargıtay büyük bir adalet misali vererek
ve aynı zamanda milli şuurluluk
göstererek, mahkemenin kararını bozdu,
dava dosyasını da 1 Numaralı mahkemeden 2
Numaralı mahkemeye sevketti. 2 Numaralı
sıkıyönetim mahkemesinde görülen dava
neticesinde bütün sanıklar beraat ettiler.
Fakat bu olay Türk milliyetçilerini bir
hayli mağdur etti. Memlekette
milliyetçiliği korkulan bir fikir gibi
gösterdi. Bundan da marksistler çok
faydalandılar, gelişmeleri hızlandı.
Bizim Ocak:
Sayın Alparslan Türkeş, 3 Mayıs nasıl
“Türkçüler Günü” haline geldi.
BAŞBUĞ:
Bahsettiğimiz davadan sonra dava
sanıklarından avukat Said Bilgiç Bey 3
Mayıs’ın “Türkçüler Günü” olmasını
teklif etti. Onun bu teklifi diğer
arkadaşlar tarafından da benimsendi. O
zamandan beri her 3 Mayıs günü Türkçüler
ve Milliyetçiler kırlara giderek, bu günü
bir bayram olarak kabul etmişler, o gün
Türk Milliyetçiliğini anlatmaya, çeşitli
konferanslar vermeye ve dergilerde bu
konuları yazmaya başladılar.
Bizim Ocak:
“Türkçülük” ve “Türkçüler”
kelimelerini biraz açar mısınız?
BAŞBUĞ:
“Türkçüler” derken “Türkçülük”
ve “Milliyetçilik” aynı anlamdadır
değişik bir anlamı yoktur. Yani Türk
milletini sevmek, Türk milletinin
iyiliğini istemek, hakkını savunmak
duygusunun adı “Türk Milliyetçiliği”dir.
Türkçülüğün başlangıçta bundan biraz daha
farklı bir anlamı olmuştur. Türkçülük
ifadesi daha ziyade “Türkçenin eski
Arapça ve Farsça kelime terkiplerinden
kurtarılarak halkın konuştuğu Türkçe
haline getirilmesi” hareketinin adı
olmuştur. Bir nevi “Türkçülük”tür.
Bunun içinde tabii Türklerin esaretten
kurtulması, bir bayrak, bir devlet halinde
yaşamaları fikri de vardır. Daha sonra
Türkçülük, milliyetçiliğe yakın bir anlama
gelmiştir.
Bizim Ocak:
Sayın Türkeş, birkaç yıldır 3
Mayıs’lardaki tebrik kartlarınızın
üzerinde “Türkçülük” kavramının
yerine “Milliyetçilik” ibaresinin
yer aldığını görüyoruz. Bu bir muhteva
değişikliği mi?
BAŞBUĞ:
Bundan önceki sorunuza verdiğim cevaba
binaen böylesine bir değişikliğe gittik.
Yani “3 Mayıs Türkçüler Günü” değil
de “3 Mayıs Milliyetçiler Günü”
dedik.
Bizim Ocak:
İlk Türkçülük hareketlerinin nasıl
başladığı hususunda genel ve kısa bir
bilgi verir misiniz?
BAŞBUĞ:
İlk Türkçülük hareketleri bilhassa, yayın
alanında büyük bir fikir adamı Kırımlı
Gaspıralı İsmail Bey tarafından
başlatılmıştır. İsmail Bey bundan 120 yıl
önce Kırım’ın Bahçesaray şehrinde
“Tercüman” isimli bir dergi
yayınlanmıştır. Derginin başlık altına ise
“Dilde, fikirde, işte birlik”
sözünü yazmıştır. Bununla gerek Rusya
gerekse Rusya dışında birlik kurulması
gerektiğini ileri sürmüştür ki, bu, o
zamanki Türk aydınları arasında çok büyük
bir alaka görmüştür.
Bizim Ocak:
Sayın Türkeş, Gaspıralı İsmail Bey’in
yayın sahasındaki bu faaliyetlerine
paralel daha ne gibi yayınlar yapılmıştır
o günlerde?
BAŞBUĞ:
Ona paralel olarak o günlerde Bakü’de
“Füruzat” diye bir dergi ayınlanmıştır.
Daha sonraları İstanbul’da “Türk Yurdu”
yayınlandı. Diğer Türk illerinde de buna
benzer faaliyetler yapılmıştır.
Bizim Ocak:
Sayın Alparslan Türkeş, 3 Mayıs 1944
olayları o günkü iktidarın tutumundan mı,
yoksa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
umumi politikasından mı ortaya çıkmıştır?
BAŞBUĞ: 3 Mayıs olayları
neticesindeki mahkemelerde milliyetçilerin
“Irkçılık” “Turancılık” suçlarından
yargılandıklarını daha önce söylemiştik.
Oysa devletin umumi politikası İnönü’den
önce “Turancı” ve bir anlamda
“Irkçı” bir politikaydı. bu olaylardan
sonra İsmet İnönü ve etrafındakiler o eski
tutumu değiştirdiler. bu olaylardan önce
devlet okulları ve askeri okullara öğrenci
alınırken yapılan ilanlarda aranan
şartlardan ilki “Türk ırkından olmak”
idi. bu yadırganmıyordu. Herkes bu
görüşlere mensup olmakla övünüyordu.
Bizim Ocak: Sayın Türkeş,
MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası ile 3
Mayıs 1944 olaylarının benzer birçok
noktaları var. bu konunun bir
değerlendirmesini yapar mısınız?
BAŞBUĞ: Hakikaten MHP ve
Ülkücü Kuruluşlar Davası ile 3 Mayıs
olayları arasında büyük bir benzerlik var.
Aradan bunca zaman (40 yıl) geçmesine
rağmen tekrar açılan davada biz
“Turancı” olmakla suçlandık. Aslında
Turancı olmak suç değildir. T.C.
kanunlarında da böyle bir suç yoktur.
Kaldı ki, her milliyetçi kendi milletine
mensup insanların yabancıların
boyunduruğundan kurtulmasını istemesi
tabii bir haktır. Yunanlıların Kıbrıs
üzerinde yürüttükleri politika da budur ve
adı “Enosis”tir. Enosis bir anlamda
Yunan Turancılığı demektir. Zaten
papandreu’nun partisinin adı da Panhelenik
Sosyalist Parti’dir. Panhelenik demek;
Yunan Birliği, Yunan Turancılığı demektir.
Hiçbir insan kendi milletinin haklarını
savunmaktan dolayı suçlanamaz. bu şerefli
bir haktır. Fakat gelin görün ki,
Türkiye’de zaman zaman o derecede gafil
insanlar kalkıyorlar, kötülemek
istedikleri Türk Milliyetçilerini
“Bunlar Turancı” vs. diye suçlamaya
lekelemeye çalışıyorlar.
Bizim Ocak: Sayın Alparslan
Türkeş, son olarak Türk Milliyetçilerine,
Ülkücü Türk gençliğine vereceğiniz bir
mesaj var mı?
BAŞBUĞ: 3 Mayıs milletimizin
kurtuluşu, yükselişi, hızla kalkınması ve
yaşaması için yegane kuvvet kaynağının
Türk milliyetçiliği olduğunun anlatılması
için bir fırsat, bir vesiledir. Ayrıca
eskilerin hatalarını anlatmak, onlardan
ders alarak bundan sonra ki Türk
milletinin hayatında o hataların meydana
gelmesine imkan vermemek için düşünülmüş
ve bayram yapılmıştır. Türk milliyetçileri
her yıl 3 Mayıs gününü bayram olarak
kutlayacaklardır. Türk milletinin kuvvet
kaynağı olan Türk milliyetçiliği ülküsünü
gençliğe anlatacaklardır,
açıklayacaklardır. Bu ülkünün gerek devlet
gerekse millet hayatında da hakim güç, tek
hakim varlık olmasını hedef alarak
göstereceklerdir.
Türk milliyetçiliği derken, her zaman
söylediğimiz gibi İslam imanını, İslam
ahlak ve faziletiyle Türklük şuurunu esas
kabul etmekteyiz. Türk milleti için bu
ikisi birbirinden
ayrılmaz.Ancak bu gün, Türk milletinin
islamiyete olan bağlılığını istismar
ederek İslamiyeti öne sürerek Türk
milliyetçiliğimi yıkmak isteyen
kışkırtmalarla karşılaşıyoruz. bunlara
katiyen itibar edilmemelidir.
“İslamiyet bize yeter. Türklüğe ne gerek
var” veya “Milliyetçilik İslamiyete
aykırıdır” gibi görüşler düşman
oyunlarına alet oluyorlar demektir. Türk
milliyetçileri sınırlarını belirlediğimiz
ülkümüzün çizgisi üzerinde olmalıdırlar.
Bunu benimsemezlerse bizim yanımızda
bulunmamaları icap eder. Bizim yanımızda
olanlar gösterdiğimiz yolda gösterdiğimiz
ülküye sadık kalarak hareket etmelidirler.
Bizim Ocak:
Teşekkür ederiz..
Kaynakça:Bizim
Ocak Dergisi, Sayı:50, Yıl: Mayıs 1988
"Anamur'un ve
Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek
Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ
|