ANAMUR'UN SESİ
"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
arama   site haritası
 

 

 

            KALEM KÜSKÜNLERİ

“Anamur’un sesi.com’dan” Ali Rıza KİBRİT Hoca; “Artık söyleyecek sözüm kalmadı. Keskin baltamı taşa vurmaktan bıktım. Yazıyorum anlayan, dinleyen yok. Nihat GENǒin bedbinliğini yaşıyorum adeta” diyor, haklı sebepler sıralıyor bir bir.

Nihat GENǒin de yazmaya ara verdiğini öğreniyoruz bu arada.

          06.11.2010 tarihinde anamurunsesi.com yazdı.

____________________________________________________________________________

     KALEM KÜSKÜNLERİ

“Anamur’un sesi.com’dan” Ali Rıza KİBRİT Hoca; “Artık söyleyecek sözüm kalmadı. Keskin baltamı taşa vurmaktan bıktım. Yazıyorum anlayan, dinleyen yok. Nihat GENǒin bedbinliğini yaşıyorum adeta” diyor, haklı sebepler sıralıyor bir bir.

Nihat GENǒin de yazmaya ara verdiğini öğreniyoruz bu arada.

Bakıyoruz bilge Hoca Durmuş HOCAOĞLU’nun (İki hafta evvel kaybettik. Mekanı cennert olsun) son yazısı iki yıl öncesine ait.

Ergun Göze, Ömer Lütfü Mete yakın geçmişte hakka yürüdüler, bir programda olsun anıldıklarını göremedik ne acıdır ki.

Mustafa KAFALI Hoca; (Allah uzun ömür versin) “Bu benim son konuşmam galiba” demişti kendisini son dinlediğimizde.

Yazılı görsel basının “gediklileri”, “sahibinin seslerini” bir kenara koyarsak kimsenin diyemediklerini dile getirebilenlerin de her an köşelerinden olma pahasına yazmaya çalıştıkları ortada. (Bu satırları kaleme aldığımız sırada sözünü bir hayli “ekşiten” basın konsey başkanının bile “Hürriyetinden” edildiğini öğrenmiş olduk)

Hal bu iken yine de yazmaya çalışanların cüretlerini cahilliklerine mi vermek lazım acaba” diye sorası geliyor insanın.

Söz buraya gelmişken ifade edelim ki; Milletçe okuma özürlü olduğumuz bir gerçek. Okullarımızda bile okuma kalmadı ki “Türkiye okuyor” projesi kondu birkaç yıldır. Ola ki okumayı canlandırırız diyerek. Ama gel gör ki “dostlar okuyor da görsün”. Proje; kantincisi, hizmetlisi, müdürü, şoförü, öğretmeni öğrencisi, Aile Birliği, tüm personeli için düşünüldü ama nerede?

“Güle güş ettiremez bülbül anınçün inler,
      Varak-ı mühr-ü vefayı kim okur kim dinler?"

Öğretmeni bile elinde çomak, okutma zabıtası sayıyor kendini.

“Okumuyor, okutturuyoruz” bizimkisi yani...

Çoğu kendi meslek hayatımdan, otuz beş yılda üç yüzün üstünde “teftiş fıkrası” derledim. Adına da “Gül Kokusu” dedim. (Gül tutan elde gül kokusu kalır diyerek) Hepside yaşanmış bu ibretlik üç yüzün ilk sırasına hangisi uyar deseniz öğretmen okullu bir arkadaşımın naklettiği derim;

Öğretmenimizin biri, okulun demirbaşına kayıtlı bir kitabı zimmetine geçirmek iddiasıyla soruşturma geçirmektedir. Müfettiş “anayın adı,,,? babayın adı…?” gibi mutat bilgileri aldıktan sonra sorar; “Ne diyorsun bu kitap zimmete geçirme işine?”

Öğretmen cevap verir;

“Sayın müfettişim okulu bitireli on yıl oldu. Eline tek kitap almış adam değilim ben. Ne yaparım ki bu durumda okulun kitabını zimmetime geçirip de…?”
Bir bu itiraf bile masum olduğuna yetmez miydi muhakkik siz olsaydınız? Bir gerçek bu kadar açık, veciz nasıl dile getirebilirdi ki başka da? Görevi “okumak-yazmak- okumak-okutmak” olan öğretmenimizin durumu buysa varın gerisini siz hesap edin artık.

Bütün bunlar ortadayken yazdıkta ne oldu sanki? Okuyan dinleyen mi var ki bizi? Diyerek kenara çekilmenin haklılığı yok bize göre. Bir bu tablo bile daha çok yazmaya, daha çok okumaya mecbur olduğumuzun resmidir başlı başına.

Öyle diyor Bahtiyar Vahapzade üstat?

“Bu geribe değil mi?
      Bin dirinin sesi yok,
      Bir ölünün âleme
      Lerze salan sesi var”

Ölümünden kaç asır sonra ancak anlaşılan öylece okunanları da görmek lazım. Bundan yüz elli yıl öncesine kadar Yunus Emre diye biri bilinmiyordu Türk toplumunda mesela. Ta ki Fuat KÖPRÜLܒye kadar. Yunus Yazmasa mıydı yani? (Ya da onun ağzından çıkanları kaleme alan tarihe mal edenler) “Söz uçmadı, kayıt altına alındı yazılarak, insanlığa miras kaldı, fena mı oldu?”

Basri GOCUL’u bugün de yeterince bilen tanıyan yok söz gelimi. Beyitleri hazine değerinde ama onu tanıyan için.

“Bir fikir bin beyne uğrayabilir, fakat yazanın malı olur” diyor Cenap Şahabettin.

Unutmamalı ki; “Şairleri yazarları suskun bir millet susuz kalmış öksüz toprak gibidir” yine şairin dediği gibi.

Şunu da kalem yorgunlarımızın dikkatine sunmak isteriz ki; “Kişi ilmini nerede nasıl kullandığından da hesaba çekilecektir itikadımızca”. Üzerine kapanalım, öteki âleme mi saklayalım bildiklerimiz? Kim yazacak, kime yazdırtacağız? Yazar mı ithal edeceğiz de?

Sormak isteriz yorgun, kırgın, küskün kalemlerimize;

İskambil kâğıdı mı tutturacaksınız o ellere kalemi bıraktırıp da?

Ömrünü “Yemekhane-yatakhane- kahvehane- abdesthane” arasına sıkıştıranların yaptıkları gibi?

Ne edelim ki Türk Milleti 90. dakikanın adamı olmuştur oldum olası.

Sonunu gözler hep.

Bayrak şairimizin dediği gibi;

"Büyür çınar gibi şanlı sevdalar
       Bahara geç kavuşur büyük dağlar."

“-Yazmak- vatan için yaşamaktır”.

Vatan için yaşamak ise, vatan için ölmek kadar şerefli, ondan biraz da zordur hatta.

Söz konusu vatan olunca da gerisi teferruattır zaten. Baki selamlar.

Sürç-ü lisan olduysa affola.

 

 

Osman ERENALP
Ankara-Kasım/2010

Tel-Cep: 0 505 663 1620

ALİ RIZA KİBRİT HOCA NE  YAZMIŞTI?: -DAHA NE YAZAYIM?

 

OSMAN ERENALP'İN ÖNCEKİ YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ:

  KÖŞE YAZILARIMIZ TOPLAM DEFA OKUNMUŞTUR...

______________________________________________________________

"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ  

 
   

  Başa Dön 

Yazdır

 
 
 
Copyright © Tüm Hakları Saklıdır [Çınar Arıkan]