Mahkemelerimizden ibretlik iki karar.
Diğerleri de emsal gösterebilirler artık buna bakarak.
***
İlki; Öğretmen öğrenci dövüyor. Disiplin
yönünden ve idari yönden ceza alıyor.
Yargıya başvuruyor. Talebe dövmenin
öğretmenin asli görevleri arasında yer
almadığı gerekçesiyle "yürütmenin
durdurulmasına” deniyor.
***
İkincisi; Müdür yardımcısı öğrenciyi dil
kursuna yazdırıyor. İlk taksiti nakit
olarak elden alıyor ama götürüp yerine
yatırmıyor. Bir de senet imzalatıyor
velisine. Öğrenci bir ay sonra kursu
bırakıyor. Borç yüzünden velinin evine
haciz geliyor. Md. Yrd. İdari yönden,
disiplin yönünden suçlu görülüyor. Durum
yargıya intikal ediyor. Yüce mahkeme bunda
da “asli görevle ilgili kusur”
görmüyor, "yürütmenin durdurulmasına”
karar kılınıyor.
***
“El
adl, esas-ül mülk.”
Ne diyelim şeriatın kestiği parmak acımaz.
Şimdi burada “asli kusurlu” olan kararın kendisi mi,
yoksa işlenen fiil mi? Onu vicdanlara
havale ediyoruz.
Ancak şunu da demeden geçemiyoruz. “Adaletinle bin yaşa sen yüce mahkeme." Karakuşi
Kadıların çağdaşlarını tanımış olduk
sayelerinde. ”Aslan yatağı boş
kalmamış” belli ki. İki kararıyla yâd
edelim de tarihimize mal olmuş namlı
kadıyı da görülsün hangi kökün üstünde
bittiğini. (Kanundan adaletten ayrılmayan
her övgüye layık saygın yargıçlarımızı
tenzih ederek elbette)
***
Hırsız, yağmur borusuna tutuna tutuna
balkona çıkmış, iki adım atsa içeri
girecek, lakin korkuluğu tutmuş elinde
kalmış, aşağı düşmüş, ayağını kırmış...
Çıkıkçıya, kırıkçıya, hekime, cerraha gideceğine doğru “Karakuş”a
koşmuş: “Kadı Efendi, soyacağım eve girmek isterken, balkonun
korkuluğu kırıldı, düştüm ayağımı kırdım,
ev sahibinden davacıyım!”
Kadı bile şaşırmış: “Niye, ev sahibinin günahı ne?” “Balkonu çürük yaptırdığı için, düştüm”
“Sen de evi soymaya girmişsin ama…”
“Onun cezası başka!”
Karakuş’un da aklı yatmış, ev sahibini çağırmış: “Niçin balkonun korkuluğunu çürük yaptırdın, adam düşmüş
ayağını kırmış!”
Ev sahibi boynunu bükmüş: “Balkonu ben yapmadım ki, marangoz yaptı, kabahat onun!”
Marangoz çağırılmış, kadı adamı azarlamış: “Niçin işini doğru dürüst yapmıyorsun, bak adam düştü,
ayağını kırdı!”
Marangoz da kendisini savunmuş:
“Kadı Efendi, ben balkonu yaparken, sokaktan yeşil
feraceli bir kadın geçiyordu, ona
dalmışım, o kadar güzel yeşildi ki! Demek
ona bakarken çiviyi boşa çakmışım,
korkuluk kırılmış!”
Kadı, marangozun bu savunmasını da geçerli bulmuş, mübaşire
bağırmış: “Yeşil feraceli kadını bulup getirin!” Kadın gelmiş,
Kadı Efendi çıkışmış: “Be hatun, niçin o kadar göz alıcı ferace takıyorsun,
senin feracenin rengi marangozun gözünü
almış, kaza olmuş!”
Kadın da kendisini savunmuş: “Kadı Efendi, ben feraceyi boyasın diye, boyacıya verdim,
o da tutmuş yeşile boyamış, bütün suç
boyacının!”
Kadı Efendi, boyacıyı çağırtmış: “Ulan boyacı, niçin hatunların feracesini öylesine göz
alıcı yeşile boyuyorsun da, onlar yoldan
geçerken balkon yapan marangozların
gözlerinin feraceye takılıp, çivileri boşa
çakmalarına ve oraya tırmanmaya kalkan
hırsızların yere düşerek ayaklarını
kırmalarına neden oluyorsun?”
Boyacı cevap bulamamış.
Karakuş kükremiş: “Götürüp asın bu boyacıyı...”
Boyacıyı götürmüşler. Bir süre sonra cellât gelmiş:
“Kadı Efendi, demiş, o boyacının boyu sehpaya uzun
geldiğinden kendisini asamıyorum...”
Karakuş: “Öyleyse, kısa boylu bir boyacı bul, onu as...”
***
Aynı Karakuşi Kadı, bir fırının önünden
geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş.
Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış
sahibini bekleyen nefis bir ördek var...
Karakuşi Kadı, fırıncıya “Ben bunu
aldım” demiş.
Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp
vermiş.
Az sonra ördeğin sahibi gelmiş: “Hani bizim ördek?”
Fırıncı boynunu büküp “uçtu” deyince iş kavgaya
dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya
giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü
çıkarınca korkup kaçmaya başlamış...
Gayrimüslim de peşinde kovalıyor.
Bir duvardan atlarken, bilmeden öteki taraftaki hamile bir
kadının üstüne düşmüş.
Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının
peşine düşmüş.
Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir
vatandaş da kızıp peşlerine takılmış...
Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak
Karakuşi Kadının karşısına çıkarmışlar.
Kadı sırayla sormuş...;
Ördeğin sahibi, “Bu adam ördeğimi hiç etti” diye şikâyet
etmiş.
Karakuşi Kadı, fırıncıya sormuş: “Ne yaptın bu adamın ördeğini?”
Fırıncı “uçtu” demiş. Kadı, kara kaplı defterini
açmış: “Ördeğin karşısında tayyar yazılı.
Tayyar ‘uçar’ anlamına gelir.
O halde ördeğin uçması suç değil” diyerek fırıncının
beraatına karar vermiş.
Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş... Onun şikâyetine de
kara kaplı defterden bir madde bulmuş: “Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek
gözü çıkarıla...”
Davacı “Ne olacak?” diye sorunca Karakuşi Kadı; şimdi
demiş, “Fırıncı senin öbür gözünü de
çıkaracak, biz de onun tek gözünü
çıkaracağız.”
Tabii gayrimüslim şikâyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu
davadan da beraat etmiş.
Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da Karakuşi Kadı,
“tamam” demiş, “Karını vereceksin,
bu adam yerine yeni çocuk koyacak.”
Böyle olunca adam da şikâyetini anında geri almış, fırıncı bu
davadan da kurtulmuş.
Kadı dönmüş Yahudi'ye: “Senin şikâyetin ne?” bre;
Yahudi ellerini açmış, “Ne diyeyim kadı efendi” demiş, “Adaletinle bin yaşa emi !”
Osman ERENALP
Ankara-11 Ocak 2012
Tel-Cep: 0 505 663 1620