|
|
MANKURTLAŞMANIN
DÜNÜ ve BUGÜNÜ
Mankurtlaşmak; insanların, başka
insanları köleleştirmek için
kullandıkları adi bir yöntemdir.
Geçmişten günümüze insanoğlunun
hemcinslerine uyguladıkları bir
zulümdür.
İlk defa Çinliler, daha sonrada Ruslar
kullanmışlar. Bu gün farklıyöntemlerle
Amerika kullanmaktadır. En büyük
insanlık suçudur. Cengiz Aytmatov un
<Gün olur asra bedel> adlı kitabında
bu Çin ve Rus yöntemlerini ayrıntıları
ile görmek mümkündür. Özetle uygulanış
şekli <Mankurtlaşmasını
istedikleri tutsakların, saçları
kazıtılıyor, kafasına yeni yüzülmüş deve
derisi geçiriyorlar ve çöle
bırakıyorlar. Kuruyan deri mengene gibi
tutsağın kafatasını sıkıyor. Bir yandan
da kazınan kıllar yeniden çıkmaya
başlıyor. Tutsak müthiş bir acı ve
kaşıntı içinde kıvranıyor. Günlerce
güneşin altında tutuluyor. Bu dayanılmaz
acı ile çığlıklar atan tutsak bir süre
kaderine terk ediliyor. Saçlar uzarken
kafadaki kurumuş, sertleşmiş deriyi
delemiyor ve geri dönerek kendi kafa
derine giriyor. Bu sırada ızdırap
maksimum boyuta ulaşıyor. Tutsak
şuurunu, belleğini yitiriyor. En yakını
olan anasını ve babasını dahi tanıyamaz
hale geliyor. Hayatı boyunca karnını
doyuran sahibine itaat ediyor, kayıtsız
şartsız kölesi oluyor. Her türlü işte
kullanılıyor, bu yöntem düşmanı yok
etmekten çok daha karlı bir iş oluyor.>
Çağımızda insanları mankurtlaştırma
yöntemi de Değişmiş bulunmaktadır. Artık
ağrısız, sancısız yöntemler
kullanılmaktadır. Çağımızdaki
mankurtlaştırma yöntemlerini, Hilmi duru
nun bu konuyla ilgili makalesinden
paylaşacağız.
Mankurtlaşmak; ‘ulusal kimlikten
uzaklaşmak, içinde bulunduğu topluma
yabancılaşmak’ olarak ifade ediliyor
Türk Dil Kurumu sözlüğünde. Mankurt ise;
‘ulusal kimlikten uzaklaşan, içinde
bulunduğu topluma yabancılaşan’
şeklinde tanımlanıyor. Bugünkü
toplumumuzun, özellikle de gençliğin
içinde bulunduğu durumu anlatmak için
bundan daha uygun bir sözcük bulunamazdı
herhalde.
Mankurt düşünce yetisini kaybetmiştir;
aklını kullanamaz. Başkaları onun yerine
düşünür ve onu istediği şekilde adeta
bir köpek gibi yönlendirir. Mankurt
işitmez, görmez, körü körüne taklit
eder, aklını sahiplerine teslim
etmiştir. Mankurtlaşan kişi hayvan
gibidir. Bir hayvan gibi itaat eder.
Onun için biçilen rolü uygular.
Kendisinden başkasını düşünmez. Arzuları
ve istekleri, bedeninin gereksinimleri
onun için çok önemlidir. Heva ve
hevesinin esiri olmuştur. Mankurtlaşan
kişi toplumundan uzaklaşmış, kimliğini
kaybetmiş, yabancılaşmıştır.
Mankurtlaşma, tarih boyunca hemen her
toplumda bir şekilde yaşanmış, yaşanmaya
da devam etmektedir. Aklını kullanmayan,
düşünmeyen, işitmeyen, görmeyen,
hissizleşmiş, körü körüne taklit eden,
aklını efendilerine teslim etmiş
insanlar her zaman var olduğu gibi var
olmaya da devam edecektir. Bu gün
dünyada egemen olan kültürün istediği
şekilde, yönlendirdiği şekilde bir
mankurtlaşma operasyonu yapılmaktadır.
İnsanlara asılları unutturulmakta
benliklerinin ve iradelerinin
yitirilmesi amaçlanmakta, güdülen bir
sürü olmaları, efendilerine kayıtsız
şartsız itaat etmeleri istenmektedir.
Küresel neoliberalizmin dünyayı
mankurtlaştırma süreci tüm hızıyla
sürerken kültürüne, diline, dinine,
tarihine, örf ve adetlerine, kısacası
bütün öz değerlerine yabancılaşmış
yığınlar sadece Türkiye’nin değil tüm
dünyanın büyük sorunudur. Buna
‘yabancılaşma’ adını verenler elbet var
ama bu durumu tanımlamada ‘yabancılaşma’
kavramı eksik kalır. ‘Mankurtlaşma’
kavramı bunu en iyi şekilde tanımlıyor.
Toplumumuzun içinde bulunduğu durumu göz
önünde bulundurup dikkatlice
düşündüğümüzde, mankurtlaştığımız,
mankurtlaştırıldığımız yadsınamaz bir
gerçektir. Hangi sebeple ve hangi
biçimde olursa olsun, şu veya bu şekilde
bir parçası olduğumuz toplumun çok büyük
kesimi kendini, kendi geçmişini unutmuş,
kendi değerlerine sırt dönmüş, kendi
kendini inkâr etmiş durumdadır. Kurulu
bir makine gibi kendi değerlerine
küfretmekle meşgul olan toplumumuzdaki
mankurtların; modernleşme,
demokratikleşme, özgürleşme gibi
kavramlarla beyinleri yıkanmıştır.
Kendi toplumuna, kendi kültürüne, kendi
değer yargılarına, kendi inanç ve
geleneklerine yabancılaşan bireylerin;
toplumuna, kültürüne ihanet etmesi sık
gözlemlenebilen bir durumdur. Böyle
durumlara dünyanın her tarafında
rastlanabilir. Bu ihanetin nedeni;
bireylerin kişisel çıkarları ya da
özenti bir kişilik sergilemeleri veya
bunlara benzer nedenler olabilir. Ama en
önemlisi düşünememeleri ve kimlik
bunalımında olmalarıdır.
Batılı ‘uygar!’ denilen
medeniyetler seviyesine ulaşmayı
kendilerine emanet edilmiş en kutsal
görev olarak belleyen fakat bunu da
başka bir taraflarından anlayanlar;
‘uygar!’ denilen medeniyetlerin ileri
düzeydeki bilim ve teknolojilerini örnek
alacaklarına, ahlaksızlık, yozlaşmışlık,
iğrençleşmişlik değersizliklerini örnek
almışlardır. Hiç düşünmezler mi ki;
batılı devletler kendi ülkelerine, kendi
halklarına, namuslarına, kültür ve
medeniyetlerine karşı nasıl saldırmışlar
ve bu değerleri yok etmeye
kalkışmışlardır. Hiç düşünmezler mi ki;
mankurtlaşmamak uğruna bu ülke yüz
binlerce şehit vermiştir. Ama onlar
düşünemezler. Çünkü onlar
mankurtlaşmıştır.
Mankurtlaşmanın toplumumuzdaki ağır
sonucu mu?
Bir toplumun kültürü ve kültürünü
oluşturan medeniyetinin temel değerleri
ile oynanırsa, bu tamir edilemez
sorunlara yol açar: Kültürel değerlerine
yabancılaşmış, benliğinden utanır olmuş,
kimliğini kaybetmiş, cinnet geçiren bir
toplum. Suç işlemenin olağanlaştığı,
intiharların çığ gibi arttığı, ailelerin
parçalandığı, cehaletin kol gezdiği,
ahlaki olarak çökmeye yüz tutmuş bir
sosyal yapı. Dinini, dilini, kimliğini,
tarihini unutan bir gençlik.
İşte bu gençlik, dinden, Dinin özünden
uzaklaştırılmış ve bi kısmı dine karşı
kışkırtılmış, tamamen zevklerinin esiri
olmuş, ağızlarına kadar cehalete batmış;
para, eğlence, bedensel hazlar, iyi bir
gelecek ve kariyer gibi önlerine sunulan
putların kulu olmuştur.
Mankurtlaştırılamayanlar, insanın sahip
olduğu en önemli unsur olan aklı
kullananlardır. Aklın yön verdiği ve
duyguların yönetmediği bireylerdir,
gerçekten özgür olanlar. Onlardır.
Özbenliğini ve kişiliğini koruyabilen,
dimdik ayakları üzerinde durabilen,
arzularının yön vermediği, zulme göz
yummayan, gücün karşısında eğilmeyen,
onurlu, şerefli kimselerdir.
Mankurtların efendilerinin ve onların
uşaklarının tüm vaatlerine, uzlaşma
çağrılarına, onların tüm metacı
fikirlerine, yalancı dostluk
tekliflerine, sahtekâr gülümseyişlerine
kulak asmayan, en ufak bir önem dahi
vermeyen, hak ettikleri, layık oldukları
şekilde yanıt verenlerdir akıl
sahipleri. O akıl sahipleridir ki,
unutturulmaya çalışılan dinimize,
dilimize, kültürümüze, değerlerimize
sahip çıkar ve çıkılmasını teşvik
ederler.
Kendisini ‘modernizm’ adı verilen
bu mankurtlaşma operasyonunun bir
parçası olarak görenlere bir sözümüz yok
ama bu UYARIMIZ operasyonun
dışında kalmak isteyen ya da bir şekilde
içine düşüp de kurtulmak isteyenleredir.

Aydemir SEZGİNER
aydede58@mynet.com
03 Temmuz 2011'de anamurunsesi.com yazdı.
|

Alanur ÖZALP'ın Yayımlanmış Yazıları |
DİĞER
YAYIMLANMIŞ YAZILAR
EĞİTİM YAZILARIMIZ DEFA OKUNMUŞTUR...
_______________________________________________________
"Anamur'un ve
Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek
Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ |