|
Gelin
hep birlikte Anamur'da 60'lı 70'li
yıllara dönelim...
OMAR BÖĞEDİ ve YARLAĞAN
Aslında bir böğet daha vardı ama iki
gündür üçüncü böğedin adını öğrenemedim.
Çocukluğumda benden biraz daha yetişkin
olanları bu böğetlerde yıkanırken
seyrederdim.
Bu böğetlerde yıkanmak pekte kolay
değildi(bataklık olduğu için) Sanırım
yaz ortasına kadar bu böğetlerde
yıkanılırdı. Bizim gibi çocukları
korkutmak için mi yoksa gerçek miydi
bilmiyorum ama arasıra bu böğetlerde
boğulmalar yaşanırdı.
Bu böğetler Sultan çayının taşmasıyla
(1960'lı yıllarda daha Sultan çayı ıslah
edilmemişti) meydana gelirdi. Omar
böğedi, Cengiz Topel İlkokulunun önünden
giderken E 24 karayolunu geçince,
Yarlağan böğedi de Kasımları geçince bir
yerlerdeydi, üçüncü ve adını bilmediğim
böğetde Körhasanoğlu çiftliğinin
oralardaydı. Bu böğetler o kadar pis
olurdu ki zaten bizlerin girmesi mümkün
olmazdı çünkü eve gelince kapıdan
girmeden mil kokusu duyulurdu herhalde!
Onun için biz yasak getirilmeyen kendi
(BÜYÜK HAVUZ ve KÜÇÜK HAVUZ)
havuzlarımızda ve suyu daha temiz olan
HACABUDUN havuzunda yıkanırdık.
Hacabudun havuzu o kadar temiz olurdu ki
içinde saklambaç bile oynayamazdık. Bu
havuz fasılları Ortaokula başlayıncaya
kadar devam etti. Ondan sonra deniz
fasılları başladı. Bunun sebebi ekonomik
mi yoksa tatminsizlik mi şu anda
bilmiyorum.
Birde çocukken arasıra, eşeklerle koca
çayı(Dragon çayı)kara köprüden geçerek
kaleye giderdik. Çok uzun süren bu
gezilerin özellikle dönüşü biz çocuklar
için oldukça zor olurdu. İskeleyi de
bazen tercih ettiğimiz olurdu. İskele
ile koca çay arası sazlıktı. Oralarda
neredeyse denize girme imkânı yoktu.
Batısı da sazlıktı ama oralarda kısmen
aileler piknik yapabiliyorlardı. Ören ve
Pulludere daha sonraları revaçta olmaya
başladı. Çünkü Kocaçay ve Sultan çayı
üzerindeki yeni köprüler yapılıp hizmete
girmiş, hatta tek tük cip ve minibüs
vardı. Bu köprülerin yapılmasıyla
Bozyazı, Ortaköy ve Nasıradın’a
dolmuşlarda çalışmaya başlamıştı.
Eskiden benim için görkemli
sayılabilecek, büyükbaş hayvanların Omar
Böğedi çevresinde otlamaya gönderilmesi
var. Sabah erken saatlerde sanki
yüzlerce hayvan yola koyulurdu. Bu
hareketlilik akşam saatlerinde tersine
devam ederdi. Bu büyükbaş hayvanların
içinde çok sık olmamakla beraber
Camız’larda(manda)olurdu. Hatta
güddecilerden bunların üzerine binende
olurdu. Çok uysal olan bu hayvanlar hiç
tepki vermezlerdi. Bu fasıl yayla göçü
ile son bulur, yayla dönüşü tekrar
başlardı. Sonra Sultan çayının ve Goca
çayın ıslah edilmesi, drenaj
kanallarının açılması ile bu muazzam
hengâme yerini ekin, fıstık, susam,
bakla tarlalarında rengârenk
giysileriyle koşuşturan insanlara
bıraktı. Hatta fıstık çekme zamanı saz
evcikler oluşurdu onlarca. Artık
tarlalar çoğalıyor, bu çoğalan tarlalara
darı bile ekilmez oluyordu. Anamur muzu
yanında artık Anamur Fıstığı da çok
meşhur olmaya başlamıştı. Bizlerde, en
iyi yer fıstığı bizde yetişir diye
övünür dururduk. Artık pazarlarda
GÖLEVEZ(GÖLEKAZ)bile satılmaya
başlanmıştı. Atıl duran ufak
derelerimizde ne kadarda kolay yetişirdi
bu tropikal sebze. Sonra
börülcelerimizde satılmaya başladı.
Pazarda ne kadar da kolay satmaya
başlamıştık. Zaman zaman niye az ektik
ki diye hayıflandığımızı hatırlıyorum.
Bu hareketliliğin sebebinin en büyük
sebebi sanırım Radarın yapılmasıyla
yabancı nüfusun artmasıydı.
Sonra Kasımın serası, Sezayi Gültekin’in
serası, Ebide Murat’ın serası ve Naci
Bazın seraları! Sonrasını sayamıyorum.
Bugün mü? Goca dönmeden aşağıya bakınca
sislerin içinde bembeyaz tüm ovayı
sarmış binlerce sera. Çocukluğumda BAYI
MEHMET, BAYI HASAN, ŞEKERCİ, TURGUT
DOĞAN, EKREM GÜRBÜZ ve üçbeş tane daha
bakkal. Hepsini o zaman sayabilirdim.
Bugün bir sürü cadde ve bir sürü esnaf.
Tabi eskiden herkes birbirini de
tanırdı. Çok sık yolda yürürken şu
muhabbete tanık olunurdu.
-Sen kiminsin?
-Mustafendinin.
-Kim Mustafendi?
-Şalbaşlardan.
Çok seyrek olarakta;
-Hangi şalbaşlar?
-Çörüşlü.
-Tamam, şimdi oldu.
Birde herkesin evini herkes bilirdi.
Öğretmenlerimiz tüm sicilimizi ezbere
bilirdi. Karşıdan öğretmenimiz gelince
saygıdan ne yapacağımızı bilemezdik.
Sonra bizim zamanımızda kızların
çantasına isimsiz mektuplar bırakılırdı.
O mektupların kim tarafından yazıldığı
acaba merak edilir miydi onu da
bilmiyorum. Keşke imkânım olsa da onlara
sorabilsem.
Ben, babamın anlattığı ARAP ZEYİT, Rum
bilmem ne ustayı, alem hikâyelerini çok
özledim. Ben Omar Böğedini, Yarlağanı,
Hacabudun havuzunu, Nalbantların
kamyonunu, Esenin cibini, Postalların
petrolünü, gaz yağını, üniversiteye
girinceye kadar kullandığımız gaz
lambasını çok ama çok özledim.
Yaylalardaki derme çatma, evleri, bugün
sıla özlemi olan Mümün Kuyusundaki Yörük
çadırlarını özledim. Bana muhteşem gelen
(çok yaylacılığımız olmasada)yayla
göçlerini özledim.
O günler geri gelir mi? Gelmez. Geri
gelmeli mi? Hayır. O halde? Nostalji
yapıyorum. Ama 50 yıl sonra sıla özlemi
yapılabilecek şeylerde yapılabilir. Ne
diyelim? "Mevla neyler, neylerse
güzel eyler"
Sanırım yaşlanıyoruz. Sağlıklı ve güzel
nice yıllara.
____________
Böğet:
Akan sularının önlerinin kapanması,
bazen geniş çukurluklara su dolmasıyla
oluşan derin, geniş, sazlıklı su
birikintileri...

İskender
FİDAN
İstanbul/Eylül-2010
iskender.fidan@hotmail.com
25 Eylül 2010'da anamurunsesi.com yazdı.
|

Alanur ÖZALP'ın Yayımlanmış Yazıları |
DİĞER
YAYIMLANMIŞ YAZILAR
EĞİTİM YAZILARIMIZ DEFA OKUNMUŞTUR...
_______________________________________________________
"Anamur'un ve
Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek
Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ |