|
Ne
kadar görebiliyoruz?
Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir
kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra
yol kenarında duran bir arabanın yanına
sokulmuş ve arka koltukta tek başına
oturan çocuğa:
- Buraların yabancısıyım. Parkın hemen
yanı başındaki fırını arıyorum, çok
yakın olduğunu söylediler.
Çocuk, arabanın penceresini iyice
açtıktan sonra:
- Ben de buraya ilk defa geliyorum. Ama
sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.
Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen
bunu nasıl anladığını sormuş ister
istemez.
Çocuk:
-Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor
musunuz? Kuş cıvıltıları da oradan
geliyor zaten.
- İyi ama, demiş adam, bunların parktan
değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne
malûm?
- Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku
gelmez, diye atılmış çocuk.
Üstelik, manolyalar da katılıyor onlara.
Hem biraz derin nefes alırsanız,
fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu
duyacaksınız.
Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni
yaptıktan sonra, cebinden bir kağıt para
çıkartıp teşekkür ederken fark etmiş
onun kör olduğunu. Çocuk ise, konuşurken
bir anda sözlerini yarıda kesmesinden
anlamış, adamın kendisini fark ettiğini.
Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya
çalışırken:
- Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim,
demiş, görmeyi o kadar çok özledim ki.
Siz görebiliyorsunuz değil mi?
Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan
fırına yönelirken:
- Bundan emin değilim. Emin olduğum tek
şey var ki o da; senin benden iyi
gördüğündür.
Onurlu
bir kadın
Hava, soğuk mu soğuk!
Dışarısı buz kesiyor.
Bense sıcacık aracımda, sabahın en
‘fresh’ haliyle ofisime gidiyorum.
Yokuş aşağı inerken, kırmızı ışık yandı.
Gözüm ışıkta, kulağım TRT Türkü’de çalan
çok sevdiğim güzel bir türküde:
“Kadir
Mevla’m senden bir dileğim var.
Beni muhannete muhtaç eyleme.”
Ne özlü sözler.
Önümde yedi araç var.
Hala kırmızı ışıkta beklerken, birden
trafik lambasının altında yaşlı bir
kadın beliriverdi.
Üzerinde eski püskü bir kazak elinde
boncuklardan yaptığı anahtarlık ve
tesbihleri ışıkta duranlara satmaya
çalışıyor.
Giysilerinin içine sığınmaya uğraşması
ve ellerini ovarak ısıtmaya çalışması,
yaşlı kadının ne kadar üşüdüğünü
haykırıyor oradakilere.
Yüzündeki kırışıklıklar, yılardır
çektiği çileleri anlatıyor sanki…
Araç sürücülerinin pencerelerine birer
birer elindeki boncuklarla yaklaşıyor.
Birinci araba, ikinci, üçüncü….
Nafile!..
Hiçbiri penceresini açmıyor.
Hayretle ve söylenerek seyrediyorum.
En çok tahammül edemediğim insan tipleri
bunlardır, neredeyse.
Bazı insanlar, pahalı sigara ya da
parfüm alırken verdikleri parayı
hesaplamazlar ama böyle yerlerde ya da
simit alırken, ayakkabı boyatırken
pazarlık eder kuruşun hesabını yaparlar
ya…
Neyse, benim söyleyeceğimi siz
anladınız.
Sıra bana gelmeden açıyorum penceremi.
Soğuk hava, içerdeki ısıyı adeta yutuyor
bir anda.
Penceremi açtığımı görünce hızla bana
yöneliyor.
Ne de olsa yeşil ışık yanana kadar
satışını bitirmek zorunda.
Ben de keşke yeşil yanmasa diye içimden
geçiriyorum.
Elimdeki bir miktar parayı ona
uzatıyorum ve bu arada yeşil ışığın
yandığını fark ediyorum.
Önümdeki araçlar ilerlemeye başlıyor.
Ve “Sen onu başkasına sat”
diyerek pencereyi kapatmaya fırsat
bulamadan yavaşça gaza basıyorum..
Ve işte o an irkiltici ve beklemediğim
bir şey oluyor.
Penceremden içeri bir şeyin düştüğünü
fark ediyorum…

Eftal ORHAN
eftal.orhan@internethaber.com
http://www.internethaber.com/author_article_detail.php?id=9132
__________________________________________
SAYFAMIZDA YAYIMLANMIŞ EĞİTİM YAZILARI:
__________________________________________
"Anamur'un ve
Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek
Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ |