www.anamurunsesi.com
yazdı
ÇALTIBÜKÜ KÖYÜ-DİBEK MAHALLESİ-KOÇAÇAY'DA
DEVAM EDEN HES PROJESİNİ BİR DE AŞAĞIDA
YER ALAN YAZI
ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRMEYE NE
DERSİNİZ?...

Türkiye’de HES gerçeği çevre ve
enerji ikilemi
Her geçen gün
büyüyen ve gelişen ülkemizin enerji
ihtiyacını başka yollardan da
karşılayabiliriz. Esas yapılması
gereken, ‘ÇEVRE‘yi tahrip
etmeden, birkaç on yıl enerji
sağlayacağız diye ‘TABİİ DENGE‘yi
bozmadan “Yenilenebilir Enerji
Kaynaklarına“ ağırlık verilerek
çalışmaları hızlandırmak olmalıdır.
Örnek; son yıllarda gelişmiş ülkelerde
gördüğümüz, kıyıdan uzakta
konuşlandırılmış “Offshore Rüzgâr
Türbinleri”ni Karadeniz’imize
kurabiliriz. Her daim Yıldız, Poyraz ve
Karayel gibi kuvvetli rüzgârlara sahip
bu özel denizimizden, HES’lerden elde
edeceğimiz enerjiden çok fazlasını, hem
de doğayı tahrip etmemiş olarak elde
edebiliriz. Lüften, aziz yetkililer bu
konuya hassasiyetle eğilsinler.
13.06.2010 tarihinde
www.anamurunsesi.com
yazdı.
Türkiye’de HES gerçeği çevre ve
enerji ikilemi
Her geçen gün büyüyen ve gelişen
ülkemizin enerji ihtiyacını başka
yollardan da karşılayabiliriz. Esas
yapılması gereken, ‘ÇEVRE‘yi
tahrip etmeden, birkaç on yıl enerji
sağlayacağız diye
‘TABİİ DENGE‘yi bozmadan
“Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına“
ağırlık verilerek çalışmaları
hızlandırmak olmalıdır.

Örneğin; son yıllarda gelişmiş ülkelerde
gördüğümüz, kıyıdan uzakta
konuşlandırılmış
“Offshore Rüzgâr Türbinleri”ni
Karadeniz’imi-ze kurabiliriz. Her daim
Yıldız, Poyraz ve Karayel gibi kuvvetli
rüzgârlara sahip bu özel denizimizden,
HES’lerden elde edeceğimiz enerjiden çok
fazlasını, hem de doğayı tahrip etmemiş
olarak elde edebiliriz. Lüften, aziz
Yetkililer bu konuya hassasiyetle
eğilsinler.
Her şey devletin, özel sektöre,
“Getirin
enerjinizi, alayım” girişiminden
sonra başladı. Türkiye’nin dört bir
yanında irili ufaklı derelerde binlerce
baraj projesi mantar gibi türedi. Bizim
de Türkiye Gazetesi olarak 2 yıla
yakındır devam ettirdiğimiz bu
“YEŞİL“ yolculukta
hassasiyetimizi çeken en nazik konuların
başında, kısaca HES olarak ifade edilen
Tünel Tipi Hidroelektrik Santralleri yer
almıştır. Ancak gerek konuların
yoğunluğu gerekse de HES’lerle ilgili
taraflı-tarafsız kesimlerin çelişkili
tepkileri eminim sizlerin de dikkatinden
kaçmamıştır. Âdeta bir takım taraftarı
gibi “HES’siz OLMAZ” veya
“HES’lere HAYIR”
sloganları arasında kavram kargaşasına
sizleri itmemeye özen gösterdim. Ancak
bu konuda o kadar spekülasyon yapıldı
ki, “artık zamanı geldi” demekten
kendimizi alamadık... Bu bağlamda Mimar
Mühendisler Grubu Yerbilimleri Komisyon
Başkanı Sayın Kadem Ekşi‘den gelen
kapsamlı bir yazıyı 2 bölüm halinde
takdirlerinize sunuyorum...
.jpg)
ZİHİNLER KARIŞIK...
Sivil Toplum Kuruluşları niçin bu konuda
mücadele etmekteler? Yörede yaşayan
vatandaşlarımız neden huzursuz? Enerji
ihtiyacımızı başka yollardan
karşılayamaz mıyız?
TÜNEL
TİPİ HES gerçeği
Ülkemizdeki nüfus arttıkça, enerji açığı
da buna paralel bir gelişme gösteriyor.
Artık günümüzde gaz lambasına ihtiyaç
duymuyoruz, kaldı ki o dahi enerji
olarak gazyağı tüketiyor.
Ülkemiz gün geçtikçe artan nüfusu
yanında, sanayi yatırımları ve diğer
sektörlerde oluşan büyüme ile beraber
enerji arz-talep dengesi noktasında
sorunlar ile karşı karşıyadır. Ülkemiz
büyüyor ve gelişiyor olmanın bir takım
sıkıntılarını aşmak, gelecekte bunlarla
yüzleşmemek adına şimdiden gerek 2023
vizyonu (Cumhuriyetimizin Yüzüncü Yılı)
gerekse bölgesindeki jeopolitik ve
stratejik konum gereği enerji üzerinde
hassasiyetle durmaktadır.
Bu anlayış içinde yola çıkan devlet
kurum ve kuruluşları ülkenin var olan
tüm potansiyel enerji kaynaklarını
değerlendirme yoluna gitmiş ve bu fikre
paralel olarak HES (Hidroelektrik
santral) projelerine hız vermiştir. Bu
kapsam dahilinde ülkenin neredeyse tüm
irili ufaklı derelerine “su kullanım
hakkı” çerçevesinde lisans verilmiş ve
ülkemizin hemen hemen tüm dereleri,
nehirleri, akarsuları 49 yıllığına özel
şirketlere kiralanmıştır. Su kullanım
hakkı alan şirketler de derhal bu su
kaynakları üzerinde DSİ’nin (Devlet Su
İşleri) ya da tüzel firmaların tanzim
ettiği projeler çerçevesinde ÇED
(Çevresel Etki Değerlendirme) raporları
hazırlatarak inşaat çalışmalarına
başlamış ya da başlayacaklardır.
NİÇİN HES’LERE “EVET”?
Enerji talebi karşısında oluşturulması
gereken arzı sağlamak üzere yapılmak
istenen tüm bu santral projeleri,
ülkemizde çevre bilincini de beraberinde
geliştirmiş ve birçok STK (Sivil Toplum
Kuruluşu) bu çalışmalar üzerinde
hassasiyetle durmuştur. Bundan yaklaşık
15 yıl kadar önce Doğu Karadeniz’de
Fırtına Vadisi’nde verilen ve kazanılan
mücadele, bugün yine Rize’de fitili
yakılmak üzere tüm ülkeye yayılmıştır.
Halk kitlelerinin bilinçlenmesi ve
farkındalığının artmasıyla ülkenin bir
çok bölgesinde
“HES’lere Hayır” sesleri
yükselmeye başlamıştır. Hiç kuşkusuz bu
“Hayır”
sloganı, önemli gerçekler ve
geleceğimizi ilgilendiren hususlar
içermektedir. Doğu Karadeniz’de yeniden
alevlenen bu mücadele, başlangıçta
yalnız ve bölgesel bir mücadele iken,
bugün tüm ülke köşelerinde aynı dert
konuşulmakta, aynı kaygılar yüreklerde
yer tutmaktadır. Kendi bölgesinde
santral başlamamış vatandaşlarımız
“Ne olacak ki,
elbette santral yapılmalıdır, ülkemizin
enerjiye ihtiyacı var” derken,
koca iş makineleri kendi köylerinde,
kendi mahallelerinde ağaçları bir bir
devirmeye başladığında hata yaptıklarını
anlamış, flora, fauna ve endemik türler,
canlı yaşam yok olunca bu fikirden
caymışlardır.
NİÇİN HES’LERE “HAYIR”?
Elbette bu “hayır”
kuru kuruya söylenen, günümüz muhalefet
anlayışıyla bezenmiş bir
“hayır”
değildir ve olmamalıdır. Ülkemizde henüz
“su yasası” yok iken ve havza bazlı plan
çalışmaları yapılmadan, ciddi biçimde
irdelenmemiş, hatalı ÇED projeleri ardı
ardına verilirken, 75 kilometrelik bir
vadide 24 adet tünel tipi HES
yapılıyorsa, buna elbette akıl ve vicdan
sahipleri “hayır”
demelidir. Ülkemizde sayıları 1700
dolaylarında küçüklü büyüklü HES
projeleri için EPDK’dan (Enerji Piyasası
Düzenleme Kurulu) lisans alınmış ancak
buna karşın neredeyse tümüne dava
açılmıştır. Buraya kadar gelinen süreçte
ise, tümüne yakınına yürütmeyi durdurma
ya da iptal kararı çıkmıştır.
Eğer ülkenin herhangi bir köşesinde
benzer gerekçelerle mahkemeler bu
projeleri tek tek iptal ediyorsa, bunun
yanlış olduğunu anlamak için daha fazla
düşünmeye de gerek olmadığı
inancındayız.
MAHKEME
KARARLARI
Hukuki olarak mahkemeler, bütüncül havza
planlaması yapılmadan, bu tip projelerin
ekolojik dengeye zarar vereceğini öne
sürmüş ve alınan ÇED raporlarının ciddi
çalışmalardan yoksun ve kapsamlı
olmadığını dile getirmişlerdir.
Elbette ülkemiz, enerjiye karşı olan
talebi karşılama noktasında ülkenin
potansiyel kaynaklarını kullanmalıdır.
Ancak bunu yaparken yüzyıllar boyunca
size hizmet etmiş doğayı ve çevreyi de
korumanın amaçlanması gerekmektedir.
STK’ların üzerinde sıklıkla durduğu
nokta, çevre-enerji etkileşiminin iyice
irdelenmeden, bu tip projeleri değil
hayata geçirmek, lisans dahi verilmemesi
gerektiği yönündedir.
Sevgili okurlar, bu çok kapsamlı ve
bilimsel raporun altına, 40 yıllık Çevre
Bilimci hüviyetimle gönül rahatlığı
içinde imzamı koyuyorum.
.jpg)
İkizdere’ye tam 25 baraj
Öncelikli hedefi sadece enerji üretmek
olan bir anlayışla yola çıkıldığında
gelecekte bizleri büyük tehlikelerin
beklediği aşikârdır. Örneklemek
gerekirse; İkizdere Vadisi’nde yapılması
planlanan 24 adet HES projesiyle dere
yatakları 25-30 metre genişlikten 5-7
metre genişliğe kadar daralmıştır.
Tünellerden çıkan hafriyatlarla
doldurulan dere yatakları taşkınlar için
tehlike oluşturmaktadır. Bunun yanında
hayvan geçişleri, balık ve sucul yaşam
gibi bir çok ekolojik konu göz ardı
edilerek projeler devam etmektedir. Bir
başka sorun enerji nakil hatlarıdır.
İkizdere Vadisi dar ve uzun bir vadi
olması nedeniyle yapılacak santraller
sonrası, bölge âdeta enerji ağları ile
örülmüş olacak ve neredeyse her köyün
üzerinden 2-3 adet yüksek gerilim hattı
geçecektir. Yapılan son çalışmalara göre
enerji hatlarının insan sağlığı üzerine
etkilerine bakıldığında, bölge bu
noktada kanser hastalığıyla yüz yüzedir.
BİNDİĞİMİZ DALI KESMEYELİM!
Türkiye’nin endemik bitki çeşitliliğinin
%28’ine sahip olan bir vadide bu tür
çalışmalar ile tüm endemik türlerin
kaybolması kaçınılmazdır. Böyle bir acı
sonuç karşısında, doğal tahribatın
yanında ilaç ve kozmetik sanayi alanında
da ekonomik tahribat gerçekleşmesi
beklenmelidir. Yapılan patlatmalar ile
yüzey sularının yok olması ise bir başka
sorun olarak karşımıza çıkmakta, açılan
tüneller ile tüm yüzey suları yeraltında
tünellere toplanmakta, bölgede yaşayan
insanların su temini noktasında
sıkıntılar oluşmaktadır. Kesilen
binlerce ağaçtan, dünyada nesli tükenmek
üzere olan alabalıkların kaybolmasından,
arıcılığın ve dünyaca ünlü Anzer balının
yok olma tehlikesinden bahsetmiyoruz
bile...
GELİŞİ
GÜZEL “HES’LER” İŞSİZLİĞİ DE ARTIRIR
Ülkemizin korunması gerekli, onaylı
Turizm Master Alanları, bugün HES
tehlikesi altındadır. Bu projeler hayata
geçerse başta Doğu Karadeniz vadileri
olmak üzere, önce vadilerde
susuzlaştırma, sonrasında sosyal yaşamın
son bulacağı insansızlaştırmayı
beraberinde getirecektir. Tarım
alanlarının yok olduğu bölgelerde göç ve
işsizlik had safhaya ulaşacaktır.
(Türkiye)
http://www.haberiniz.com/index.php?option=com_content&task=view&id=14353&Itemid=178

**********************************
"Anamur'un ve
Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek
Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ