
Türk Eğitim-Sen, 13 Mart tarihinde
Ankara’da
“Geleceğimiz ve Haklarımız İçin Büyük
Ankara Yürüyüşü ve Mitingi”
gerçekleştirdi.
TÜRK EĞİTİM-SEN’DEN MUHTEŞEM MİTİNG
Sürekli oyalanan sözleşmeli
öğretmenlerin kadroya geçirilmemesini
protesto etmek ve sözleşmelilere verilen
sözleri hatırlatmak için, kadrolu
öğretmenlik dışındaki öğretmen
istihdamına son verilmesi için, atama
bekleyen öğretmen adayları için,
kuralsız ve güvencesiz çalıştırılmaya
“hayır”
demek için, il emrine atanma hakkına
sahip olmaması nedeniyle aileleri
parçalanan öğretmenler için, MEB,
Üniversiteler ve Yurt-Kur çalışanlarının
sorunlarını dile getirmek için yapılan
miting’de, Türk Eğitim-Sen üyeleri, 950
bin eğitim çalışanının sesini başta AKP
hükümeti olmak üzere, Milli Eğitim
Bakanlığı’na ve YÖK’e duyurdu.
14.03.2010 tarihinde
www.anamurunsesi.com
yazdı.
TÜRK
EĞİTİM-SEN’İN
“Geleceğimiz ve
Haklarımız İçin Büyük Ankara Yürüyüşü ve
Mitingi”
YAPILDI
TÜRK EĞİTİM-SEN’DEN MUHTEŞEM MİTİNG
Türk Eğitim-Sen, 13 Mart tarihinde
Ankara’da
“Geleceğimiz ve Haklarımız İçin Büyük
Ankara Yürüyüşü ve Mitingi”
gerçekleştirdi.
Sürekli
oyalanan sözleşmeli öğretmenlerin
kadroya geçirilmemesini protesto etmek
ve sözleşmelilere verilen sözleri
hatırlatmak için, kadrolu öğretmenlik
dışındaki öğretmen istihdamına son
verilmesi için, atama bekleyen öğretmen
adayları için, kuralsız ve güvencesiz
çalıştırılmaya
“hayır” demek için, il emrine
atanma hakkına sahip olmaması nedeniyle
aileleri parçalanan öğretmenler için,
MEB, Üniversiteler ve Yurt-Kur
çalışanlarının sorunlarını dile getirmek
için yapılan miting’de, Türk Eğitim-Sen
üyeleri, 950 bin eğitim çalışanının
sesini başta AKP hükümeti olmak üzere,
Milli Eğitim Bakanlığı’na ve YÖK’e
duyurdu.
On binlerce eğitimcinin katıldığı miting
için eğitim çalışanları Türkiye’nin 81
ilinden 300 otobüsle geldi. Hipodrom’da
saat 10:00’da biraraya gelen eğitim
çalışanları, kortej oluşturarak, Abdi
İpekçi Parkı’na yürüdü. Eşleriyle,
çocuklarıyla Ankara’ya gelen eğitimciler
tek ses, tek yürek oldu.
Abdi
İpekçi Parkı’nda sık sık alkışlarla,
sloganlarla iktidarın eğitim
politikalarını protesto eden
öğretmenler, akademisyenler, eğitim
çalışanları haklı taleplerini bu kez de
Ankara’dan duyurdu.
Türk Eğitim-Sen’in dev mitingine, siyasi
partiler, sivil toplum kuruluşları da
destek verdi. MHP Grup Başkanvekili
Mehmet Şandır, MHP Balıkesir
Milletvekili ve Milli Eğitim Komisyonu
Üyesi Ahmet Duran Bulut, BBP Genel
Başkan Yardımcısı Üzeyir Tunç, Türkiye
Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız,
Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder
Kahveci, Türk Büro-Sen Genel Başkanı
Fahrettin Yokuş, Türk Diyanet Vakıf-Sen
Genel Başkanı Hazım Zeki Sergi, Türk
İmar-Sen Genel Başkanı Necati Alsancak,
Türk Haber-Sen Genel Başkanı İsmail
Karadavut, Türk Kültür Sanat-Sen Genel
Başkanı Hasan Hüseyin Yılmaz, Türk Tarım
Orman-Sen Genel Başkanı Ahmet Demirci,
Türk Yerel Hizmet-Sen Genel Başkanı
İlhan Koyuncu, İlksan Başkanı Tuncer
Yılmaz, Ataması Yapılmayan Öğretmenler
Platformu, Türk Haber-İş Genel Başkan
Yardımcısı Yahya Memiş ve Birleşik
Emekliler Derneği Genel Başkanı Nalan
Akcan’da mitingdeydi.
.jpg)
Mitingde bir konuşma yapan Türkiye
Kamu-Sen Genel
Başkanı
Bircan Akyıldız, sıkıntılarını anlatmak
için mücadele ettiklerini, ancak
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,
"üç, beş kişi"
diyerek kendilerini küçümsediğini
savundu. Akyıldız, "Sayın
Başbakan gel de say bakalım burada kaç
kişiyiz" dedi. Kamu
çalışanlarının en önemli sorununun
grevli toplu sözleşme hakkı olduğunu
belirten Akyıldız, bu hakkın Anayasa'da
güvence altına alınmış olmasına karşın
kullanılamadığını savundu.
Türkiye
Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan
Akyıldız’ın ardından Türk Eğitim-Sen
Genel Başkanı İsmail Koncuk bir konuşma
yaptı.
Koncuk mitingde şunları söyledi: “Kamu
çalışanlarının hak, hukuk mücadelesinin
öncüsü Türkiye Kamu Sen’in Değerli Genel
Başkanı, bu mücadelenin bayraktarları,
sendikalarımızın kıymetli genel
başkanları, genel merkez yöneticileri,
şube başkanlarımız, il temsilcilerimiz,
HOŞGELDİNİZ!
Eğitim öğretim hayatımızın fedakâr,
vefakâr, cefakâr tüm unsurları, kıymetli
eğitim çalışanları, HOŞGELDİNİZ!
Günümüz dünyasında hukuk ve insan
hakları gelişirken, bu haklardan
paylarına; ayrımcılık, hukuksuzluk, hak
gaspı düşen, kuralsız ve güvencesiz
çalıştırılan, yarınından emin olmayan,
İktidar tarafından hayatları ipotek
altına alınmaya çalışılan 4/B’li
sözleşmeli öğretmenler, 4/B’li memurlar,
HOŞGELDİNİZ!
Çağımızın modern köleleri, hastalanma
hakkı bile ellerinden alınan, onca
yıllık emek ve alın terleri hesaba
katılmaksızın tüm özlük hakları gasp
edilerek, insanlık dışı bir anlayışla
kapının önüne konulan 4/C’li
memurlarımız, HOŞGELDİNİZ!
Eğitim-öğretim hayatımızın görünmeyen,
takdir edilmeyen, açlık sınırında
yaşamaya mahkûm edilen, ancak eğitim
zincirinin vazgeçilemez, cefakâr,
kahraman çalışanları, hizmetli, memur,
teknisyen arkadaşlarım, HOŞGELDİNİZ!
Yaptıkları işin önemi siyasi iktidarlar tarafından hala
kavranamamış, anti demokratik, köhne
yöntemlerle yönetilmeye çalışılan,
dünyaya açılan penceremiz olan,
üniversitelerimizin, ülke geleceğimizin
mimarları değerli öğretim görevlileri,
üniversite ve Kredi ve Yurtlar Kurumu
Çalışanları, HOŞGELDİNİZ!
Varlığı ve önemi tartışılmaz,
bugünümüzün ve geleceğimizin teminatı,
çocuklarımızın ve güzel ülkemizin
geleceğini omuzlamış, yaptıkları ulvi
hizmetlerine karşılık görememiş,
aileleri parçalanmış, özlük hakları
budanmış, siyasi yandaş anlayışlarla,
ben yaptım oldu anlayışlarıyla yönetilen
öğretmen arkadaşlarım, HOŞGELDİNİZ!
Bakanlığımızın ve İl Milli Eğitim
Müdürlüklerimizin değerli yöneticileri,
HOŞGELDİNİZ!
Bin bir güçlükle eğitim fakültelerinden
mezun olduktan sonra, bir türlü öğretmen
olarak atanma imkânı verilmeyen, 300–500
TL ücretle çalıştırılan, kendi
yöneticileri tarafından sömürülen,
gelecekleri karartılan ücretli
öğretmenler, atanamayan öğretmenler
HOŞGELDİNİZ!
Basınımızın çok kıymetli mensupları
HOŞGELDİNİZ!
Kamuda istihdam çeşitliliği almış başını
gitmektedir. Cumhuriyet tarihi boyunca
en önemli kazanımımız olan İŞ
GÜVENCEMİZE göz dikilmektedir. Sosyal
devlet; yerini tüccar devlet anlayışına
terk etmiş, AKP İktidarı kamuyu içinden
çıkılmaz bir hale sokmuş ve çalışma
barışı bozulmuştur. Çalışanların büyük
bir bölümü için çağdaş kölelik süreci
başlamıştır. Bunu kim yaptı diye
sorarsanız bunu
"ülkeyi iyi
yönetiyorum” iddiasındaki
siyasi iktidar yapmıştır. Bu ülkede
insanlara “hak
veriyorum” denmiş, ama
gözümüzün içine baka baka bizlerin,
çocuklarımızın geleceğine ve
kazanımlarımıza göz dikilmiştir. Terör
örgütü mensuplarına gösterilen itibar ve
tahammül, kamu çalışanlarına çok
görülmüştür.
Kamu
çalışanları ülkemizin imzaladığı uluslar
arası sözleşmelerden doğan haklarını
kullanamıyor. Kamu çalışanları grev
istiyor, toplu sözleşme ve siyaset yapma
hakkı istiyor, Hükümet ne yapıyor?
Çalıştay yaparak uluslar arası çalışma
örgütlerinin, çalışanların gözünü
boyamaya, oyalamaya çalışıyor. Üstüne
üstlük devlet memurlarına da, iş
güvencesiz bir çalışma hayatı dayatıyor.
“Ben size grev hakkı vereyim ama benim
de lokavt hakkım olsun, yani sizi
istediğim zaman, şu an çalışan 4 C liler
gibi, aynı tekel işçileri gibi kapıya
koyma hakkım olsun” diyor. İş güvencesiz
grev ve toplu sözleşme hakkını
istemiyoruz, istemeyeceğiz. Bu kapsamda
yapılacak Anayasa değişikliği ile iş
güvencemiz mi alınmaya çalışılıyor, kamu
çalışanları işçiler gibi iş hukuku
içerisine mi çekilmek isteniyor? Bu
anlayışı bize dayatanlara
MEYDANLARI DAR
EDECEĞİZ. Bu konuda asla
taviz vermeyecek, gücümüz yettiğince,
soluğumuzun yettiği yere kadar iş
güvencemize göz dikenlere karşı her
türlü mücadeleyi sergileyeceğiz. Bu
anlayış sahipleri 2 Milyon 600 Bin kamu
çalışanının sessiz kalacağını, bu
dayatmaya razı olacağını asla
düşünmesinler, akıllarını başlarına
alsınlar.
Sayın
Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU, bir
söz verdi, “Ben
sözleşmeli öğretmen alınmasına karşıyım,
artık sözleşmeli öğretmen almayacağım,
Mevcut sözleşmeli öğretmenleri kadrolu
yapacağım.” Dedi. Sayın
Çubukçu bu sözü tutacağını bugünlerde,
sık sık tekrar etmeye başladı, sizlerin
tepkileri ve 13 Mart Mitingimizin
duyulması bu sözlerin tekrarlanmasında
etkili olmuştur. Bu söz tekrarlanmıştır
ama ortada bir takvim yoktur, yani
“ben bu işi şu
tarihe kadar bitireceğim”
diyememiş ve Maliye Bakanlığının
çalışmalarının devam ettiğini söylemekle
yetinmiştir. Bu nasıl bir çalışmadır ki,
dokuz ayda sonuçlanmamıştır! Bir Milli
Eğitim Bakanının verdiği söz bu kadar
ucuz mudur? Anlaşılan o dur ki, Sayın
Nimet ÇUBUKÇU, Sayın Başbakan ve kendi
partisi tarafından da desteklenmemekte,
verdiği ve tutulamayan bu sözle baş başa
bırakılmaktadır.
Sayın Nimet ÇUBUKÇU’yu Milli Eğitim
Bakanı olarak atayan, Sayın Başbakandır,
o halde kendi atadığı bir bakanın
verdiği söz Sayın Başbakanın da sözüdür.
Bu söz ortada kalmamalı, ya tutamayacağı
bu sözü veren Nimet ÇUBUKÇU görevden
alınmalı ya da bu söz tutulmalıdır. Aksi
takdirde sözüne güvenilmez bir kişinin,
bundan sonra ki süreçte vereceği sözlere
de, yapacağı işlere de eğitim
çalışanları güven duymayacaktır.
Sayın Çubukçu’ya Türk Eğitim-Sen olarak
sözleşmeli öğretmenler adına şunu
söylüyoruz,
SÖZÜNÜZÜN TUTULMASI KONUSUNDA KENDİ
BAŞBAKANINIZDAN, KENDİ PARTİNİZDEN
DESTEK GÖRMÜYORSANIZ, O MAKAMDA BİR
DAKİKA BİLE OTURMAYINIZ. O
makamda şeklen oturmanın, biliniz ki, ne
size ne de Türk Milli Eğitimine bir
faydası olmayacaktır. O halde, ya
sözünüzü tutun ya da derhal istifa edin.
Hem kendinizi hem de eğitim
çalışanlarını etkisiz ve yetkisiz bir
bakanlık anlayışından kurtarmış
olursunuz.
Türk Eğitim -Sen sözleşmeli
öğretmenlerimiz adına, her hangi bir
şarta bağlı kalmaksızın kadro
istemektedir. Öğretmen odalarında
öğretmenler bölük pörçük edilmiştir.
Farklı istihdam, farklı hukuk normlarına
tabi tutulan öğretmenlerin artık sevinci
de, üzüntüsü de aynı değildir. Bu ayıp
bu hükümetin ayıbıdır ve Sayın Başbakan,
kendisini ve partisini bu ayıptan bir an
önce kurtarmak zorundadır. Sadece Milli
Eğitim Bakanlığında değil,
üniversitelerde, diğer kurumlarda 4/B li
olarak hakları kısıtlanan tüm
çalışanların artık kadrolu yapılmasının
zamanı gelmiştir. Bu çağ dışı istihdam
modeline derhal son verilmelidir.
Kısmi zamanlı olarak çalıştırılan 4/C’li
çalışanlar açısından durum daha
vahimdir. Bu anlayışı hâkim kılanlar bir
insanlık suçu işlemektedir. Yıllarca bu
ülkeye hizmet etmiş 4/C’liler gelişen
insan haklarının, gelişen hukukun
tamamen dışına itilmiş, yıllar boyunca
kazandığı özlük hakları bir çırpıda
ellerinden alınmıştır. İş güvencesi hiç
olmayan, ekonomik soykırıma tabi tutulan
4/C lilerin hasta olması bile neredeyse
yasaklanmış durumdadır. Böyle bir
anlayış ve istihdam modeli; gelişmiş,
aklı başında hiçbir ülkede yoktur. 4/C’lilerin
aynı hukuksuz anlayışla çalıştırılmaya
devam edilmesi, ülkemiz ve siyasi
iktidar yönünden bir kara lekedir ve
insanlık suçudur. Bir devletin, aynı işi
yapan insanlara farklı uygulamalar
yapması, birisini öz evlat diğerini üvey
evlat gibi görmesi kabul edilecek bir
davranış değildir.
4/B’li, 4/C’li olarak çalışanlar ciddi
problemlerle yaşarken, diğer
çalışanlarımızın da bir eli yağda bir
eli balda değildir. Ekonomik küçülmeden
her zaman nasibini alan,
öğretmenlerimiz, hizmetlilerimiz,
memurlarımız, üniversite ve Yurt Kur
çalışanlarımız ekonomik büyümelerden
bugüne kadar nasibini alamamıştır.
Küresel ekonomik krizin tüm faturası dar
ve sabit gelirlilere kesilirken, ülke
nüfusunun yüzde 1’ini bile oluşturmayan
rant kesimi, biz küçülürken büyümeye
devam etmektedir. Devlet memurlarına
yüzde 2,5 zammı reva görenler, bizlere
3,1 milyar TL’yi nazla verirken, bu
mutlu azınlığa 54,3 milyar kaynak
bulmaktadır.
Kamu çalışanları sadece ekonomik haklar
yönünden kısıtlanmış değildir,
öğretmenlerimizin atama ve yer
değiştirmeleri problemdir, görevde
yükselmeleri problemdir. Hizmetli, memur
ve teknisyenlerimizin görev tanımları,
atamaları ve yer değiştirmeleri ile
ilgili bir yönetmelikleri bile yoktur.
Anayasa’da angarya yasaklanmışken, bu
çalışanlarımız her türlü angarya işi
yapmak zorunda bırakılmaktadır.
Şeflerimiz, şube müdürleri ve ilköğretim
müfettişlerimiz anlaşılmaz bir şekilde
ek ödeme dışında tutulmuş, farklı ek
ders uygulamaları sebebiyle MEB
bünyesinde hiyerarşik yapının
bozulmasına göz yumulmuştur. Çalışma
barışı ve ahengi alt üst edilmiştir.
YÖK başkanları değişirken, YÖK anlayışı
yerinde saymaktadır. Yıllardır
demokratik bir çalışma ortamı
sağlayamadığımız üniversitelerde öğretim
üyeleri ve idari personel kendilerini
büyük bir baskı altında hissetmektedir.
Doktorasını tamamlayan öğretim görevlisi
dahi, işini kaybedebilmekte, kapının
önüne bırakılmaktadır. Birçok
üniversitemizde öğretim elemanı
sıkıntısı yaşanırken, asker öğretim
elemanı olarak çalışmalarına izin
verilmemekte, tedbir alınmamaktadır. On
yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen
birçok üniversite de görevde yükselme
sınavları inatla yapılmamaktadır. Bütün
bunlar yaşanırken YÖK seyretmekte ve
asli görevini yerine getirmemektedir. Bu
yönüyle YÖK problem üreten bir konumdan
çıkamamış, anlayış yerinde sayarken
değişen sadece YÖK başkanları olmuştur.
Mesleki teknik eğitim pedagojik
değerlendirmelerin dışında
değerlendirilerek, siyasi mülahazalarla
katsayı cenderesinden kurtulamamıştır.
Eğitim öğretimin problemlerini ideolojik
gözlükle değerlendirmek hem
çocuklarımızın geleceğini tehdit
etmekte, mutlu olmalarını engellemekte
hem de ülkemizin dünya teknoloji
yarışında geri kalmasına yol açmaktadır.
Başta Hükümet olmak üzere, YÖK gerekli
çalışmaları yapmalı, bu belirsizlik
ortamından süratle çıkılmalıdır. Ayrıca
Danıştay olmak üzere yargı organları
katsayı probleminin kangren olmasına
zemin hazırlayacak kararlardan
kaçınmalıdır.
“Bir
yandan çocuklarımıza üniversite
eğitiminin öneminden bahsediyor, diğer
yandan üniversite mezunlarına iş bulmak,
istihdam yaratmak Hükümetin görevi
değil” diyorsunuz. Şu anda,
işsiz üniversite mezunu sayısı 550 bin
civarındadır. Bu sayının 327 bini eğitim
fakültesi mezunudur. OECD ülkeleri baz
alındığında; öğretmen açığımız
ilköğretimde 196 bin 613, orta öğretimde
119 bin 302’dir. Ancak, Sayın Nimet
ÇUBUKÇU ve MEB bu ihtiyacı da açık
yüreklilikle söylememektedir. Nimet
ÇUBUKÇU öğretmen ihtiyacımızı 71 bin
olarak açıklarken, MEB iç denetçileri
öğretmen açığını 133 bin olarak
açıklamıştır. Öğretmen ihtiyacımız aylık
300–500 TL ek ders ücreti ile
çalıştırılan ücretli öğretmenlerle
kapatılmaya çalışılmaktadır. Bu öğretmen
alım politikası ile devam edildiği
sürece, atama bekleyen öğretmen sayısı
her geçen yıl artarak devam edecektir.
Bunun sonu nedir, ülkemiz bu anlayışla
nereye gidecektir? Bütçe Kanununa göre
emekli olan öğretmenlerimizin sadece
yarısının yerine atama yapılabiliyor,
böylesine vurdumduymaz ve sorumluluk
sahibi olmayanlarla yapılan bütçe
mantığı ile okullar öğretmensiz
kalırken, yüz binlerce evladımız,
umutsuz çaresiz bırakılmıştır.
Bu
dönemde ilk defa
ATANAMAYAN ÖĞRETMENLER PLATFORMU
kurulması gereği duyulmuştur. Bu
platform; Sayın Başbakanın dediği gibi,
öğretmen olamayanlar birliği değil,
öğretmen olmuş ancak, atamaları
gerçekleşmemiş eğitim fakültesi
mezunlarının oluşturduğu bir
platformdur. Bu gidişle, Atanamayan
Öğretmenler Platformunun yanı sıra,
ATANAMAYAN
ÖĞRETMENLERE YARDIM DERNEKLERİ de
kurulacaktır! Yetkililer,
“yeterli öğretmen
ataması yapılabilmek için kaynak yok”
demektedir. Ancak biz Türk
Eğitim Sen olarak; kaynağın olduğunu,
esas problemin irade yoksunluğu olduğunu
biliyoruz. Kaynak vardır ve bu kaynağın
kullanılması konusunda da gerekli irade
ortaya konulmalıdır. Hiç kimse;
hayatlarının baharında gençlerimizi
umutsuz, çaresiz bırakma hakkına sahip
değildir. İktidarsanız, iktidar gibi
davranacak ve istihdam yaratacaksınız,
sizlerin işi gerekçe yaratmak, bahaneler
üretmek ve sızlanmak değildir.
Türk Eğitim-Sen olarak, eğitim öğretim
hayatımızda yaşanan tüm problemler bizim
de problemimizdir. Susarak, tepkisiz
kalarak haklarımızı ve geleceğimizi
korumamız mümkün görünmemektedir. Hem
kendi geleceğimiz hem de ülkemiz ve
çocuklarımızın geleceği için,
“BU ÜLKEDE BİZ DE
VARIZ, BİZİM DE HAKLARIMIZ VAR VE BU
HAKLARIMIZDAN ASLA VAZGEÇMEYİZ”
mesajını her kulağa haykırmak
zorundayız. Birileri bizleri
pazarlarken, bunlara destek verenler,
sarı sendikacılığın kök salmasına küçük
menfaatleri için zemin hazırlayanlar;
unutmayınız ki, bu anlayış haklarınızın
önünde en büyük engeldir. Mücadele
etmek, haklı davamızda haklı olduğumuzu
korkmadan çekinmeden seslendirmektir.
Haklarımızın önünde engel olanların
değirmenlerine su taşımak, yanlışları
alkışlamak sendikaların işi değildir.
Değerli basın mensupları, kıymetli
katılımcılar! Sabrınıza ve hoşgörünüze
sığınarak gündeme ilişkin bir iki hususu
vurgulamak istiyorum.
Malumunuz olduğu üzere,
“Sözde Ermeni Tasarısı” adlı
bir planın Küresel aktörlerin takviminde
olduğunu görmekteyiz. Bazı
parlamentolarda bu sözde tasarının kabul
edilmeye başlandığını da büyük bir
ibretle izlemekteyiz. Tarihin doğal
seyrinde yaşanan ve 95 sene öncesinin
savaş yıllarında meydana gelen bir
zorunlu göçü,
SOYKIRIM gibi batı
medeniyetlerinin geçmişinde görülen bir
kelimeyle ifade etmeye çalışmak, tarihe
de, vicdana da, akla da sığmayacak kadar
büyük bir sahtekârlıktır! Ermeni
Diosparasının çabalarıyla ve sözde
müttefiklerimizin el altından desteğiyle
dünya gündeminde tutulmaya çalışılan
SÖZDE ERMENİ
SOYKIRIM TASARISI nı,
parlamentolarında kabul etme
densizliğini gösteren tüm ülkeleri
şiddetle kınıyoruz! Büyük Türk
milletinin tarihi; farklı etnik ve
dinsel yapıları bir arada kardeşçe
yaşatabilme tecrübesine sahiptir. Son
yıllarda Sırpların Boşnak katliamını da,
Ermenilerin Hocalı’da Azeri Türklerini
katliamını da yok sayan, ama zorunlu bir
göçü SOYKIRIM
diye nitelemeye kalkışanlara bir kez
daha hatırlatıyoruz. Türkün medeniyet
bakiyesi de, tarihsel arka planı da,
inandığı kutsal değerleri ve
yaratılışındaki maya da katliamı ve
soykırımı insanlık suçu olarak görür.
Avrupa’nın göbeğinde soykırım yapan
zihniyetin kalıntılarına Başkent
Ankara’dan haykırıyoruz! Mazlum
milletlere umut olmuş Büyük Türk
Milletini meclislerde yargılamak, hiç
kimsenin ne vazifesidir ne de
haddinedir!
Kıymetli gönül dostları, değerli
katılımcılar! Bugün büyük bir fedakârlık
örneği sergileyerek ve farklı illerden
akın akın gelerek, bu muhteşem yürüyüşü
ve mitingi gerçekleştirdiniz.
Cenab-ı
Allah hepinizden razı olsun. Türk Eğitim
Sen’in gücünü, etkisini, yetkisini,
olaylara nasıl müdahil olduğunu ve aynı
zamanda kendi içindeki gönül
birlikteliğini, bir kez daha dosta ve
düşmana gösterdiniz. İllerinize sağ
salim ulaşmanızı niyaz ediyor ve
illerinize döner dönmez mücadelenize ve
çalışmalarınıza kaldığınız yerden büyük
bir şevkle devam edeceğinize yürekten
inanıyorum, hepinizi saygı ve sevgiyle
selamlıyorum.
YOLUNUZ
VE BAHTINIZ AÇIK OLSUN…”
Miting, konser ve halk oyunları
gösterisiyle sona erdi.
.jpg)
http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=2557
**********************************
"Anamur'un ve
Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek
Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ