
Taraf
varken düşmana ne hacet?
ABD
Kongresi’nde yeni yaşadığımız oylama
krizinin hemen ardından “Taraf”
gazetesinin aynı
yayını yürütmesi akli selim
vatandaşlarımızı düşündürmeye devam
ediyor.
Haberiniz.com/
-Asya ve Avrupa kıtaları
arasında köprü konumunda olan Türkiye,
Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan
boğazları, Ortaasya, Kafkasya ve
Ortadoğu’daki doğal enerji kaynaklarının
kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla
bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.
09.03.2010 tarihinde
www.anamurunsesi.com
yazdı.
Taraf
varken düşmana ne hacet?
ABD
Kongresi’nde yeni yaşadığımız oylama
krizinin hemen ardından “Taraf”
gazetesinin aynı
yayını yürütmesi akli selim
vatandaşlarımızı düşündürmeye devam
ediyor.

Haberiniz.com/
-
Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü
konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i
Akdeniz’e bağlayan boğazları, Ortaasya,
Kafkasya ve Ortadoğu’daki doğal enerji
kaynaklarının kesiştiği noktadaki
jeopolitik konumuyla bütün dünyanın
dikkatini çekmektedir.
Geçmişte Osmanlı devleti, bugün de
Türkiye, bu jeopolitik ve jeostratejik
konumundan dolayı çeşitli entrikaların
çevrildiği bir alan olmuştur. Osmanlı
devletini parçalayarak tarih sahnesinden
silmek isteyen sömürgeci devletler, bu
entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle
dostça yaşayan Ermenileri
kullanmışlardır.
Tarihte olduğu gibi günümüzde de, Ermeni
toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik
çıkar sağlamaya çalışan ülkeler
bulunmaktadır. Bazı ülkelerde Türkleri
ve Türkiye’yi sözde soykırımla suçlayan
anıtlar dikilmekte, bazı ülkelerde de
soykırım iddiasını tanımaya yönelik
kararlar parlamento gündemlerine
getirilmekte, hatta kimi ülke
parlamentolarında kabul edilmektedir.
Gerçekte tarihçilere bırakılması gereken
bu konular, siyasetçilerin elinde çıkar
aracı haline dönüştürülmektedir.
Tarih boyunca Romalılar, Persler ve
Bizanslılar tarafından Anadolu’nun bir
yerinden diğerine sürülen, savaşlara
itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş
muamelesi gören Ermeniler, Türklerin
Anadolu’ya girişlerinden sonra Türklüğün
adil, insani, hoşgörülü, birleştirici
anlayış ve inancından yararlanmışlardır.
Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma
çağı olan 19. Yüzyıl sonlarına kadar
süren devir,
“Ermenilerin altın çağı”
olmuştur. Osmanlı devletinin çalışan,
liyakatli, dürüst ve becerili her
vatandaşına sağladığı imkanlardan gayr-i
müslimler içinde en çok faydalananlar
Ermeniler olmuştur. Askerlikten, kısmen
de vergiden muaf tutulurken, ticarette,
zanaatta, çiftçilikte ve idari işlerde
yükselme fırsatını elde etmişler ve
devlete bağlı, milletle kaynaşmış ve
anlaşmış olduklarından dolayı
"millet-i sadıka”
olarak kabul edilmişlerdir. Bu çerçevede
Türkçe konuşan, ayinlerini bile Türkçe
yapan bu topluluktan devlet
kademelerinde önemli görevlere
yükselenler, hatta Bayındırlık, Bahriye,
Hariciye, Maliye, Hazine, Posta-Telgraf,
Darphane Bakanlıkları, Müsteşarlıkları
yapanlar olmuştur. Hatta Osmanlı
devletinin meseleleri üzerinde Türkçe ve
yabancı dillerde eserler de
yazmışlardır.
Ancak Osmanlı devletinin zayıflamaya
başladığı dönemlerde, hemen her konuda
Avrupa’nın müdahalesi baş gösterince,
Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma
başlamıştır. Batılıların özellikle
misyoner din adamı kisvesinde, Osmanlı
devleti içine soktuğu provokatörlerin
faaliyetleriyle Ermeniler; dini,
kültürel, ticari, sosyal ve siyasi
açılardan Türk toplumundan
uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Böylece,
çoğu defa Türklerin zararlı çıktığı
trajik olaylar başlamış, Doğu Anadolu’da
başlatılan ve İstanbul’a kadar yayılan
isyan hareketlerinde binlerce Türk ve
Ermeni hayatlarını kaybetmiştir.
Birinci Dünya Savaşı sırasında ise;
Osmanlı askeri olarak düşmanlara karşı
savaşan veya geri hizmetlerde çalışan
Ermenilere karşılık, Ermenilerin önemli
bir kısmı düşman kuvvetlerinin yanında
Türklere karşı savaşmıştır. Cephe
gerisinde de komitacı Ermeniler kadın,
çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın
katliamlara girişmişler, yüz binlerce
Müslüman’ın hayatına kastederek Doğu
Anadolu’yu bir harabe haline
çevirmişlerdir.
Devletin bunları yatıştırmak ve
durdurmak için aldığı tedbirler istismar
edilmiş ve dış devletlerin tahrik ve
vaatleriyle Ermeniler, bin yıl refah
içinde yaşadıkları ülkeyi parçalamaya
çalışmışlardır.
Anadolu dışında kurulan Hınçak, Taşnak,
Ramgavar, Hınçak İhtilal Komitesi,
Silahlılar Cemiyeti, Ermenistan’a Doğru
Cemiyeti, Genç Ermenistan Cemiyeti,
İttihat ve Halas Cemiyeti ve Karahaç
Cemiyeti gibi örgütler, halkı silahlı
ayaklanmaya sevk etmişlerdir.
Osmanlı devleti, Birinci Dünya Savaşı
içinde, Ermeni isyanının yoğun olduğu
Doğu Anadolu’da, bir yandan cephede Rus
ordularıyla ve Rusların yanında yer
almış olan Ermeni kuvvetleriyle savaşmak
zorunda kalmıştı. Diğer yandan da cephe
gerisinde Türkleri katleden, Türk köy ve
kasabalarını yakıp yıkan, ordunun ikmal
tesislerine ve konvoylarına saldıran
Ermeni çeteleri ile mücadele etmek
zorunda kalmıştır.
Ayrıca hem cephede hem de cephe
gerisinde savaşmak durumunda
bırakılmasına rağmen, 9-10 ay, cephe
gerisindeki önemli tehlikeyi
“mahalli tedbirlerle” çözüme
ulaştırmaya çalışmıştır. Bu arada, 24
Nisan 1915’te, cephe gerisinde
faaliyette bulunan Ermeni komitecilerine
yönelik bir operasyon yapmış ve vatana
ihanet eden 2345 komiteciyi
tutuklamıştır.
Komitecilerin dışında özellikle Rus
sınırına yakın bölgelerdeki Ermeni
halkın da devlete isyan halinde olduğunu
görünce, son çareye başvurmuş ve
bölgedeki Ermenilerden sadece isyan
hareketine karışanları savaş bölgesinden
alıp, ülkenin emniyetli bölgelerine
“sevk ve iskâna”,
o dönemdeki ifadesiyle
“tehcir”e
tabi tutmuştur. Bu uygulama ile aynı
zamanda her şeyden önce cephe gerisinde
iç savaş ortamında bulunan Ermeni halkın
can güvenliği sağlanmıştır. Çünkü
Ermenilerin bölgedeki Türklere
yaptıkları katliam ve mezalimin
karşılığını Müslüman halk da vermeye
başlamıştı.
Ermenistan ile bir takım siyasi ve
ekonomik çıkarlar için Ermenileri
kullanan bazı devletler, yer değiştirme
uygulamasını ve 24 Nisan’daki
tutuklamaları bir
“soykırım”
gibi göstermek ve dünya kamuoyunu bu
konuda ikna etmek için yoğun bir
propaganda faaliyetine girişmişlerdir.
Oysa Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra,
Osmanlı devletini işgal eden
devletlerden İngilizler, aralarında
Osmanlı siyasi ve askeri liderleriyle
önde gelen aydınların da bulunduğu 143
kişiyi “Ermeni
olaylarında savaş suçu işledikleri”
gerekçesiyle tutuklayarak Malta adasına
sürmüş ve hapsetmiştir. Suçlamalarla
ilgili olarak Osmanlı, ABD ve İngiliz
arşivlerinde geniş çaplı araştırmalar
yapılmıştır. Buna rağmen, Malta’daki
tutuklular hakkında iftiraları
kanıtlayacak deliller mahkemeye
sunulamamıştır. Sonuç olarak Malta'daki
tutuklular, kendilerine hiçbir suçlama
dahi yöneltilmeden ve duruşma yapılmadan
1922'de serbest bırakılmışlardır.
Ancak Türkleri sözde soykırımla suçlama
gayretleri durmamış; Malta’daki
yargılama sürecinde İngiliz basınında
Osmanlı Hükümeti’ni sözde soykırım ile
suçlayan ve bu konuyu ispata yeltenen
bazı uydurma belgeler yayınlanmıştır.
Söz konusu belgelerin General Allenby
komutasındaki İngiliz İşgal Kuvvetleri
tarafından Suriye'deki Osmanlı Devlet
Dairelerinde ortaya çıkarıldığı iddia
edilmiştir. Ancak, İngiliz Dışişleri
Bakanlığı tarafından sonradan yapılan
soruşturmalar, İngiliz basınına verilen
bu belgelerin İngiliz ordusu tarafından
ele geçirilen belgeler olmayıp,
Paris'teki Milliyetçi Ermeni Delegasyonu
tarafından müttefik delegasyonlara
gönderilen yazılar olduğu anlaşılmıştır.
Bütün bu gerçeklere rağmen, sözde
soykırım iddialarını gündemde tutmak
için olağanüstü gayret sarf eden Ermeni
komiteleri, terör eylemlerine
yönelmişlerdir. 1965'ten sonra, çeşitli
ülkelerdeki Ermenilerin, Türkiye
aleyhine başlattıkları karalama
kampanyasıyla dünya ve Türkiye
kamuoyunda varlığını hissettiren sözde
Ermeni Sorunu, 1970'li yıllardan
itibaren yurtdışındaki Türk
temsilciliklerine yönelik terör
eylemlerine dönüşmüştür.
Gurgen (Karekin) Yanikan adlı bir yaşlı
Ermeni’nin 27 Ocak 1973'de ABD'nin Santa
Barbara kentinde, Türkiye'nin Los
Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile
Konsolos Bahadır Demir'i katletmesiyle
başlayan
"Bireysel Ermeni Terörü",
1975'den itibaren tıpkı 1915 öncesinde
olduğu gibi
"Örgütlü Ermeni Terörü"ne
dönüşmüştür. Yurtdışındaki Türk
görevliler, diplomatlar, elçilikler ve
kuruluşlarına yönelik Ermeni
saldırıları, kısa sürede hızlı bir
tırmanma göstererek yoğunluk
kazanmıştır.
Ermeni teröründe, Türkiye’deki iç
huzursuzluğun zirveye çıktığı 1979
yılından itibaren büyük bir artış
gözlenmeye başlanmıştır. Ermeni
teröristler, 21 ülkenin 38 kentinde,
39'u silahlı, 70'i bombalı, biri de
işgal şeklinde olmak üzere toplam 110
terör olayı gerçekleştirmişlerdir. Bu
saldırılarda 42 diplomatımız ile 4
yabancı hayatını kaybederken, 15 Türk ve
66 yabancı uyruklu kişi de
yaralanmıştır.
Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın
tepkileri üzerine 1980’li yıllarda
taktik değiştirerek, PKK terör örgütü
ile işbirliğine girmişlerdir. 1984
yılında PKK sahneye çıkarılmış ve
Asala-Ermeni terörü geri plâna
çekilmiştir. Belgeler, Bekaa ve Zeli
kamplarında ASALA ile PKK militanlarının
birlikte eğitim gördüklerini ortaya
koymuştur.
Türk güvenlik güçlerinin PKK terörü ile
mücadelede başarı sağlamasının ardından
Ermeni komiteleri, sözde iddialarını
Ermenistan devletinin açık desteği ve
Ermeni Diasporası aracılığıyla
sürdürmeye devam etmektedirler. Çeşitli
ülke parlamentolarından
“sözde Ermeni
Soykırımı”nı kabul eden
yasaların ve önerilerin çıkmasını
sağlamaya çalışarak, asılsız iddialarını
dünya kamuoyuna kabul ettirmeye
çalışmaktadırlar. Amaçları, sözde
iddialarını tüm dünyaya
“tanıtmak”,
Türkiye’yi bu temelsiz iddiaları
“tanımak”
zorunda bırakmak, sözde soykırımdan
dolayı Türkiye'den
"tazminat"
ve "toprak"
almak ve "Büyük
Ermenistan" rüyasını
gerçekleştirmektir.
SOYKIRIM NEDİR?
Yer değiştirme uygulaması Ermeni
çevreleri ve hasım devletlerce
"Ermeni
katliamı ve soykırımı" olarak
adlandırılmış ve Osmanlılara karşı büyük
bir propaganda kampanyası
başlatılmıştır.
Oysa soykırım;
“ırk, milliyet, etnik ve din
farklılıkları nedeniyle insan
gruplarının yok edilmesi”dir.
Bu suç, direkt olarak bir hükümet
tarafından veya onun rıza göstermesi ile
işlenebilir. Birleşmiş Milletler Genel
Kurulu, dünyada soykırım suçunu önlemek
ve cezalandırmak için 1948'de
"Soykırım
Sözleşmesi”ni kabul etmiş ve
Türkiye de bu sözleşmeye 1950 yılında
taraf olmuştur.
Soykırım dendiği zaman Nazilerin,
Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı
giriştikleri kitlesel kıyım akla gelir.
1939-1945 yılları arasında 5-6 milyon
Yahudi, 3 milyondan fazla Sovyet savaş
tutsağı, birer milyondan fazla Polonya
ve Yugoslavya sivil halkı, 200.000
civarında Çingene ve 70.000 özürlü
insanın canına kıyılmıştır. İşte
soykırım budur.
Bunlara ilave olarak, Birleşmiş
Milletler'in önleyici yönde sözleşmesi
olmasına rağmen, modern çağda da sayısız
soykırım olayı görülmüştür.
Örnek; Bizzat olayın kahramanı 2 emekli
Fransız generalin Le Monde’da yayınlanan
itiraflarına göre; Fransızlar 1954-1962
yılları arasında Cezayir’de en az 1
milyon Cezayirliyi katletmiş, 1965-1966
yıllarında Endonezya ordusu bir milyon
komünisti ve ailelerini öldürmüş,
1975-1979 yılları arasında Kamboçya'da
Kızıl Kmerler 1.7 milyon Kamboçyalı'yı
katletmiş, 1994'de Ruanda'da 500.000
Tutsi, Hutular tarafından öldürülmüş ve
nihayet 1991'den sonra Bosna-Hersek ile
Kosova'da binlerce Müslüman Sırp
vahşetine maruz kalmıştır.
Soykırım suçu, gerçek anlamda bu
olaylarda işlenmiştir. Ermeni
iddialarının ve yalanlarının aksine,
1915 yılında Doğu Anadolu bölgesindeki
Ermenilerin daha güvenli topraklara göç
ettirilmesi uygulaması, Ermenilerin ve
cephelerin güvenliğini sağlamaya yönelik
bir harekettir ve soykırımla hiç bir
ilgisi yoktur. Ermenilerin Doğu
Anadolu'da savaş ve göç sırasında
kayıplar verdikleri doğrudur. Ancak bu
kayıplar, Doğu Anadolu'da yaşanan savaş
ve isyanlar nedeniyle asayişin sağlıklı
olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda,
ilaç yetersizliği, ağır iklim koşulları
ile tifüs gibi salgın hastalıklar
nedeniyle meydana gelmiştir. Hiçbir
şekilde kasıtlı ve planlı bir katliam
söz konusu değildir.
Aslında Ermeniler, geçmişte hâkimiyeti
altında yaşadıkları devletlere
ihanetlerinden dolayı bir çok kez buna
benzer göç hareketlerine tabi
tutulmuşlardır. Sasaniler 379'larda
70.000 Ermeni’yi İran'a, Bizanslılar
1025'lerde Doğu Anadolu'daki 40.000
Ermeni'yi Sivas ve Kayseri'ye, Memluklar
1250'lerde 10.000 kadar Ermeni'yi
Mısır'a, 1743'de İranlılar 24.000
Ermeni'yi İran içlerine ve 1777'de
Kırım'ı işgal eden Ruslar bölgedeki
binlerce Ermeni'yi steplere sürmüştür.
Tarih boyunca sayısız göç ve sürgün
olayına maruz kalan Ermeniler, bunların
hiç birini gündeme getirmeden, sadece
1915'te Osmanlı devleti tarafından son
derece haklı gerekçelerle yer
değiştirmeye tabi tutulmalarını sözde
soykırım adı ile sorun haline getirmeye
çalışmaktadırlar. Bu tavır, maksatlı ve
Türkiye'nin bütünlüğünü bozmaya yönelik
politikaların bir ürünüdür. Bazı
ülkelerin, Afrika ve Balkanlarda
yaşanmakta olan gerçek anlamdaki
soykırım hareketlerine seyirci kalarak,
sözde Ermeni soykırımı iddialarına ve
yalanlarına destek vermeleri de bunun en
açık göstergesidir.
TARAF GAZETESİ
NE YAPMAK İSTİYOR?
Yine Taraf
Gazetesi yazarlarından olan
Prof. Dr. Halil Berktay gibi vatandaşlık
bağıyla Türkiye Cumhuriyetini bağlı
ancak zihinlerinin nereye ait olduğunu
bilemediğimiz bir grup aydın(!) 1915
Ermeni Tehciri konusunda Batılı ülkeler
tarafından Türkiye’yi bu topraklardan
kovmak amacıyla gündeme sürdükleri
“Soykırım Masalı”nı Batılı
taraftarlarını aratmayacak şekilde
savunmaktadırlar.
ABD Kongresi’nde yeni yaşadığımız oylama
krizinin hemen ardından
“Taraf”
gazetesinin aynı yayını yürütmesi
akli selim vatandaşlarımızı düşündürmeye
devam ediyor.
Kaynak:
http://www.haberiniz.com/index.php?option=com_content&view=article&id=7709:taraf-varken-duemana-ne-hacet&catid=147:spor&Itemid=172
***********************************
***********************************
"Anamur'un ve
Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek
Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ