22/04/2010 'da www.anamurunsesi.com
yazdı.

"Medya
irtifa kaybetti"
“Tiraj Sihirbazı”
Rahmi Turan dertli: Eskiden kalem
kavgası okumak zevkti. Çünkü yazarlık
zeka gerektirirdi. Şimdiki seviyesizliği
ayıplıyorum.
Mevzu kalem
kavgasıysa hepsinden iyisini yaparız
22 yaşında bir spor muhabiri. Hem
sevdiği işi yapıyor, hem maç bahanesiyle
bir sürü ülke geziyor. Memnun yani
hayatından...
22.04.2010 tarihinde
www.anamurunsesi.com
yazdı.
"Medya
irtifa kaybetti"
“Tiraj Sihirbazı”
Rahmi Turan dertli: Eskiden kalem
kavgası okumak zevkti. Çünkü yazarlık
zeka gerektirirdi. Şimdiki seviyesizliği
ayıplıyorum.
Mevzu kalem
kavgasıysa hepsinden iyisini yaparız
22 yaşında bir spor muhabiri. Hem
sevdiği işi yapıyor, hem maç bahanesiyle
bir sürü ülke geziyor. Memnun yani
hayatından...
1967’nin başları... Hürriyet’in spor
servisi ona emanet... Yağmur, çamur
içinde verilen mücadelenin sonunda,
Fenerbahçe Galatasaray maçı 0-0 bitmiş.
Fotoğraflara bakıyor. Dizlerinin üzerine
düşmüş halde objektife takılan FB’li
santrfor Yılmaz’ı görüyor. Zenci gibi
olmuş yüzü, parmaklarının ucundan bile
çamur akıyor...
Arkadaşlarının bütün itirazlarına,
“kovulursun”
ikazlarına rağmen, elindeki yarım
sayfaya olduğu gibi bu resmi basıyor.
“İşte maçın özeti” türünden de
bir başlık... Takım kadroları, maçın
özeti vs. yok. Sadece bu resim.
Lakabı:
Tiraj Sihirbazı
Sonrasını olayın kahramanı Rahmi
Turan’dan dinleyelim:
“Haldun Simavi’nin
dikkatini çekmiş. Ben yoktum, toplantıda
’Bu farklı bir adam, değişik şeyler
yapıyor’ demiş. Ben de olan ama
benim kendimin bilmediğim birtakım
özelliklerimin farkına varmış.”
Haldun Simavi’nin
“farkını” fark etmesiyle,
başlıyor. Turan’ın hikayesi.
.jpg)
Önce “Son”
gazetesinin yazıişleri müdürü olarak
deniyor Turan’ı, Simavi. Burada başarılı
olunca, “Çoluk
çocukla gazete çıkarıyor”
eleştirilerine kulak asmadan, Günaydın’ı
sıfırdan yaratma işini de ona veriyor.
Günaydın kısa sürede 1 milyon tiraja
ulaşarak, “1
numaralı” gazetesi oluyor
Babıali’nin.
Bu yüzden
“Babıali”yi görüp geçirmiş
olanlar “mucize
adam” diyorlar Rahmi Turan’a. O
olmadı “tiraj
sihirbazı”. Haliyle ilkin
soruyoruz; var mıdır bu işin bir
kerameti?
“Bütün mesele halk gazetesi
yapmak” diyor. Biz kağıdı kalemi
hazırlamış, mesleğin büyük sırrına
ereceğiz diye soluksuz beklerken
ekleyiveriyor:
“Sihirli bir formül yok elimizde.”
İşin püf noktasının
“halkla diyalog
kurabilmek” olduğunu anlatıyor.
Turan’a göre,
“bütün mesele bu”ymuş; halk o
gazetede kendisini bulacak.
Sırrı halk gazetesi
Peki ama halkın beklentisinin tespiti
bile başlı başına bir
“maharet”
değil mi?
“Öyle mi olsa
tutar, böyle mi olsa tutar gibi
subjektif değerlendirmelerin isabet edip
etmemesiyle ilgili bir olay. İsabet
ettiği vakit tamam demektir. Tesadüfen
de benim başıma geldi...” diye
anlatıyor.
Bu kadar da mütevazı olunur mu canım!..
Sezar’ın hakkı Sezar’a, araya giriyoruz:
“Yapmayın,
tesadüf de değildir hepsi...”
“Tesadüf”ü
sağlam bir zemine oturtuyor bu sefer:
“Sezgiler ve
tecrübenin de etkisi var. Ama en
önemlisi de ”fark“ yaratmak.”
Günaydın’ın farkı ilk defa ofset
basılması veya renkli çıkmasının
ötesinde “halk
gazetesi” olması olmuş.
“Birinci sayfaya
hiçbir gazetede olmayan haberleri
koyduk. Cumhurbaşkanı demeç vermiş,
Başbakan zehir zemberek konuşmuş...
Hepsinde birinci sayfada olan haberler,
bizde üçüncü sayfaya konurdu. Radyo o
haberleri zaten veriyordu. Birinci
sayfada polisiye olabilir, ekonomi
olabilir, sosyal konular olabilir... Tek
kuralı vardı Günaydın’ın: O haberler
hiçbir gazetede olmayacaktı.”
1 milyon tirajı
kıskandılar
Davulun sesi, uzaktan hoş geliyor
insanın kulağına ama çok da eleştirilmiş
Rahmi Turan. Boyalı basın, hafif gazete
denilerek hedef tahtasına
oturtuluşlarını hatırlatıyoruz. Cevabı
hazır:
“Hafif,
kişiye göre değişen bir şey. Ağır olmak
için illa siyaset mi yapmak lazım? Bu
ülkenin siyasetin dışında da sorunları
var. Ekonomik, sosyal, eğitimle ilgili
bir sürü sorun var. Tiraj yükselince
kıskançlık da başlıyor. Boyalı basın
lafları oradan çıktı. Sonuç olarak diğer
gazeteler 100-150 bin zor saterken biz 1
milyon satıyorduk.
Yaptığımız şey, halka haberi ağır bir
ders kitabı gibi değil, kolay hazmedilir
şekilde takdim etmekti. Haberin dilini
hafiflettik, hafif gazetecilik
yapmadık...”
Gözlerini
oymaya çalışıyorlar
Malum, medyada son moda, gazetecinin
gazeteciyi işten attırmak için patrona
şikayet etmesi.
“Bu son
dönemde oluştu” diyor Rahmi
Turan. Babıali’de başka türlüymüş.
“Rekabet, haber
atlatma yarışı”yla paralel giden
bir mesleki dayanışma ortamı varmış.
Yazarlararası tartışmalar olurmuş ama
bakın nasıl:
“Çetin Altan,
Peyami Safa’yla kalem tartışmasına
girerdi mesela. Veya Aziz Nesin
solcuydu, sağcı yazarlarla birbirlerine
girerlerdi. Taş çatlasa, 5-6 yazar
arasında olan şeylerdi bunlar. Şimdi
öyle değil. Herkes birbirinin gözünü
oymaya çalışıyor. Babıali’de kalem
kavgası bu tür sokak kavgası düzeyinde
düşmezdi. Belden aşağı vurmazlardı en
azından. Her yazıları bir zeka ürünüydü.
Büyük bir ustalıkla yaparlardı kalem
kavgasını. Okuduğunuz vakit hoşunuza da
giderdi, hayran olurdunuz. Çok güçlü
kalemlerdi. Zaten eskiden herkes köşe
yazısı da yazmazdı. Belirli bir düzeye
gelmeden kimseye yazdırmazlardı.”
Hakkı Devrim’in
şikayeti
“Siz, hiç
gazete köşesinden patrona şikayet
edildiniz mi?” diye sorduğumda
önce “Yok, ben
yaşamadım” diyor. 2007’de, 12
askerin şehit olduğu PKK saldırısının
ardından Rahmi Turan,
“Hoşttan anlamayan
itler” diye yazınca, Hakkı Devrim
Radikal’deki köşesinde, Turan’ın, daha
doğrusu,
“üslubunun” Hürriyet’e
yakışmadığını ileri sürmüştü. Bu olayı
hatırlatınca, net ifadelerle özetliyor
kendi tavrını:
“Aklı sıra,
kendine göre şikayet ediyor beni. Ben o
zaman bir yazıyla cevap verdim ama fazla
detaya girmedim. Bu tür şeyleri
sevmiyorum. Sütunları kişisel kavgalara
ayırıyorsunuz, o ona hakaret ediyor, o
ona hakaret ediyor. Okuyucuya ne?.. Ben
mümkün olduğu kadar bu işlere girmemeye
çalışıyorum. Ama mecbur kalırsam,
kavgadan da çekinmem. Bir gün öyle bir
şey olursa bizim de yazacak çok şeyimiz
var. Söyleyecek çok şeyimiz var. Üstelik
kalem kavgasıysa hepsinden daha iyisini
yapabiliriz ama insan yakıştıramıyor
kendisine. O seviyeye inmeye gerek yok
diye düşünüyorum. Sen kavga ederken,
üçüncü şahıslar da kıs kıs gülüyor. Ben
ayıplıyorum...”
Günaydın
ekolünden yetişenler rüya takımı gibi
Bugüne kadar kimle konuştuysak, laf
döndü dolaştı, illa
“Günaydın ekolü”ne
geldi. Rahmi Turan Günaydın kadrosunu
sayarken, insan hakikaten de ekolmüş
demekten alamıyor kendisini.
Yıldızlar
geçidi gibi
Bir kere geçen hafta bu sayfada
söyleşisini okuduğunuz, Milliyet yazarı
Melih Aşık; Ankara haberlerinden
sorumluymuş. Sonra Necati Doğru; ekonomi
servisinin şefiymiş. Bugün hemen yan
sütunda okuduğunuz Behiç Kılıç,
istihbarat şefiymiş. Şimdilerde
“medya patronu”
olan Zafer Mutlu, Aşık’ın yardımcısı..
Can Ataklı yazıişleri sekreteri...
Geçtiğimiz günlerde vefat eden Ahmet
Vardar... “Öyle
çok kişi var ki, haksızlık yapmayayım
kimseye” diyor, bir çırpıda
aklına gelmeyenler için.
Rüya takımı gibi birşeymiş anlayacağınız
Günaydın... Bekir Coşkun da
“9. Köy”
diye Günaydın’da başlamış mesela...
Köşesinin hakkını vermiş; Asil Nadir’in
gazeteyi satın almasından sonra ilk
istifa edenlerden biri olmuş;
“10. Köy’ü”
bulmuş Sabah’ta. Sonraki
“ayrılık”ları
da, kendine ilk dokuz köyde yer
bulamadığını gösterdi zaten. Şimdi
Habertürk’te ve hala
“10. Köy”de
yazıyor.
Çölaşan’ın
kaderi sansür
Sonu o günden belli olan yazarlardan
biri de Emin Çölaşan’mış. O da Rahmi
Turan’ın vesile olmasıyla Hürriyet’te
başlamış yazmaya. Sansürle de daha ilk
günden tanışmış Çölaşan.
Rahmi Turan, Erol Simavi’ye, keskin
pazar röportajlarıyla ses getiren
Çölaşan’ın köşe yazmasını teklif edince,
patrondan itiraz gelmiş önce:
“Röportajda
sorduğu sorular gibi yazarsa, sert olur,
başımıza iş açar...”
Turan, “Düzgün
arkadaş sert de olsa doğru olanları
yazar” deyip ikna etmiş etmesine
ama Simavi tutturmuş “Her yazısını ben
okuyacağım” diye. Ve bakın sonra ne
olmuş:
“O zaman
İsviçre’de yaşıyordu. Emin Çölaşan’ın
yazılarını her gün faksla Simavi’ye
yolluyorduk. İlk zamanlar veto ediyordu.
Sonra alışıldı. Vazgeçilmez eleman
oldu...”
http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=34118
**********************************
"Anamur'un ve
Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek
Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ