ANAMUR'UN SESİ
"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
arama   site haritası
 

 

 

AŞAĞIDAKİ LİNKLERİ

TIKLAYIP ÖNCEKİ

MANŞET HABERLERİMİZİ

OKUYABİLİRSİNİZ:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HABER ANALİZ: ANAP ve AKP TARZI PROPAGANDANIN SIRLARI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YENİ NESİL TÜRKÇEYİ BÖYLE KONUŞUYOR TIKLAYINIZ...

 

 

 

 

 

 

 

   www.anamurunsesi.com yazdı (özel dosya) 

 

 Anneler günü öncesinde ilginç bir konferans...

KENTLEŞME ve KADIN EMEĞİ

 

    Göç ve Kentsel Yoksulluğun Yansıması Olarak Ev Eksenli Çalışan Kadınlar...

 

    Konya Türk Ocaklarında Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi YarD. Doç Dr. Hurigil EKEN tarafından verilen konferansta çok ilginç noktaların altı çizildi.

 

    Türk Ocakları Konya Şubesi geleneksel Cumartesi sohbetlerinde bu hafta Selçuk Üniversitesi Öğretim üyesi sosyolog Yard. Doç. Dr. Hürigül EKEN’i konuk etti. “Kentleşme ve Kadın Emeği” konulu konferansa Türk Ocakları Başkanı Dr. Vedat ERDEN haftalık güncel gelişmeleri değerlendirerek başladı.

 

    “Kadın Subaylar” adlı bir kitabı da bulunan Hurigil EKEN’in konferansı zevkle dinlendi.

 

     09.05.2010 tarihinde www.anamurunsesi.com yazdı.


   Anneler günü öncesinde ilginç bir konferans...

 

           KENTLEŞME ve KADIN EMEĞİ

 

    Göç ve Kentsel Yoksulluğun Yansıması Olarak Ev Eksenli Çalışan Kadınlar...

 

    Konya Türk Ocaklarında Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Yar. Doç Dr. Hurigil EKEN tarafından verilen konferansta çok ilginç noktaların altı çizildi.

 

    Türk Ocakları Konya Şubesi geleneksel Cumartesi sohbetlerinde bu hafta Selçuk Üniversitesi Öğretim üyesi sosyolog Yard. Doç. Dr. Hürigül EKEN’i konuk etti. “Kentleşme ve Kadın Emeği” konulu konferansa Türk Ocakları Başkanı Dr. Vedat ERDEN haftalık güncel gelişmeleri değerlendirerek başladı.

 

    “Kadın Subaylar” adlı bir kitabı da bulunan Hurigil EKEN’in konferansı zevkle dinlendi.

 

    EKEN: "Kadınların erkeklerden farklı biçimde ve yoğunlukta göçten etkilendiği, göçün olumsuz sonuçlarından baş etmede kendilerine özgü tarz ve mücadeleler geliştirdiği, ev eksenli çalışmanın da bunun bir yansıması olduğu görülmektedir." dedi.

 

   Yar. Doç Dr. Hurigil EKEN taraından verilen konferansın tam metni aşağıdadır:

 

    “Bu çalışmada tarihsel olarak kapitalizmi önceleyen ve tüm toplumsal ilişkileri biyolojik cinsiyetler arasında hiyerarşik bir ikilik kurarak ataerkil anlayışın günümüz kapitalizmiyle özgül eklemlenme deneyiminin bir ürünü olan ev eksenli çalışma (ücretli ev emeği) üzerinde durulacaktır.

 

    Ücretli ev emeği, ev işinin görünmezliği ve karşılıksızlığı tartışmalarına yeni bir boyut katmakla birlikte sosyal bilimler literatürünün klasikleşmiş özel alan/kamusal alan ayrımını altüst eden yönüyle de önemli bir tartışma konusudur. Özellikle göç ve kentsel yoksulluk sonucu kadınların iş gücü piyasasına gittikçe artan biçimde katılmaları ve evlendikten sonra çalışmaya devam etmeleri ücretli ev hizmetlerini yaygınlaştıran koşulları yaratmıştır.

 

          Giriş

 

    Yaşadığımız yüzyılın en önemli toplumsal olgularından biri olan ve beraberinde getirdiği sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlardaki büyük değişimler sebebiyle Türkiye açısından önemi daha da belirginleşen göç, gerek toplumsal gerekse siyasi değerlendirme ve araştırmalarda erkek odaklı bir bakış açısıyla incelenmektedir. Özellikle de 1950’li yıllardan beri iç göçü ele alan araştırmaların, çoğunlukla kırdan kente ekonomik göç ve niteliksiz erkek iş gücü üzerinden durduğunu toplumsal cinsiyet farklılıklarına yer verilmediği ( Es, 2007: 59 ; bkz. İlkkaracan, 1998) belirtilmektedir.

 

    Göç çalışmalarında toplumsal cinsiyet bakışının eksikliği yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. Göçü inceleyen çalışmalar genelde cinsiyet ayrımı yapmadığı gibi cinsiyetin bir değişken olarak verildiği durumlarda bile ailede, toplumda sosyal ortamlarda ayrımcılık, yalnızca toplumsal cinsiyet farklılığı nedeniyle gelişen durumlar pek az dikkate alınmaktadır (Farah, 2006: 23).

 

    Kadınlar, aile içerisindeki ilişkiler açısından çoğunlukla anahtar bir rol oynadıklarından, geliştirilecek programlarda göç etmiş olan ailelerin yeni mekanlarıyla uyum sağlamalarında oynayabilecekleri dinamik rolün farkına varılması ve kadınların bu potansiyellerini kullanmalarının desteklenmesi, Türkiye’de çok yüksek boyutlara varan iç göçün getirdiği sorunların çözümünde çok önemlidir.

 

    Göçle ilgili araştırmalarda kadınlar, gerek göç dinamiği, gerekse göçün getirdiği sorunlar ve çözüm önerilerinde görünmez bir kitleyi oluşturmakta ya da erkeklere bağımlı bir konumda ele alınmaktadırlar. Konuyla ilgili Moroksavic 1970’lerin ortalarına kadar göç araştırmalarında kadınların hemen her zaman “görünmez” olduklarını ve kadınlardan söz edilen birkaç araştırmada ise onlardan ancak erkeklere bağımlı kişiler olarak söz edildiğini bildirmektedir (Moroksavic, 1983:14) .

 

    1980’li ve 1990’lı yıllarda kadın açısından göçü inceleyen kısıtlı sayıdaki araştırma ise konuyu içgöçten ziyade uluslar arası ya da dış göç kapsamında irdelemektedir. Bu çalışmalar göçün aile üzerindeki etkisini ailenin dengesi, ailenin işsizlik, yoksulluk gibi krizlerle ve mali sıkıntılarla başa çıkabilme becerisi, çocuk yetiştirme ve eğitimle ilgili sorunlar bağlamında ele almaktadır.

 

    Kadınların göçe ilişkin yaşantıları ise, genellikle aile içindeki (eş, anne ya da evlenmek üzere olan genç kız) konumlarıyla yakından ilişkili olarak ele alındığı, gerek ayrıldıkları gerekse göçle geldikleri yeni mekânla olan ilişkilerinin de bu temel üzerinden değerlendirildiği görülmektedir. Ailenin herhangi bir nedenle (iş bulmak, iş tayini vb.) göç eden erkek üyelerini izleyen kadınların hareketini tanımlayan ‘bağlantılı göç’ durumunda kadının birey olarak bağımsız bir göç kararından ziyade aile içindeki konumuna (eş, anne, kız çocuk) bağlı olarak yeni bir mekana taşınması söz konusudur (İlkkaracan, 1998: 306). Bu bağlamda hem mekansal hem de toplumsal bir değişim içeren göç sürecinde, sosyoekonomik sınıf, kültür, etnik ya da ulusal kimlik kadar cinsiyet kimliğinin de önemli bir rol oynadığı görülmektedir.

 

    Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nün Türkiye’de son yirmi yılda gerçekleşen iç göçü inceleyen 2005 Türkiye’de göç ve yerinden olmuş nüfus araştırmasına göre evlilik, eğitim, iş değişikliği gibi bireysel nedenlerle yapılan göçler %47.1 ile en büyük oranı oluşturmakta olup bunları %28.3 ile eşinin iş araması gibi ailevi nedenler ve % 18.1 ile iş arama, daha iyi bir yaşam isteme gibi ekonomik nedenler izlemektedir (HÜNEE, 2006).

 

    Göçle birlikte kentlere göç eden ailelerde ‘evi geçindirecek geliri sağlayanlar’ çoğunlukla erkekler olmaktadır. Dolayısıyla kentlere göç eden kadınlar evlerine kapanıp ekonomik üretimden ve işgücü pazarından soyutlanmaktadır. Kentlerde ücretli işçiliğin önemi artarken kent kadınları ekonomik yaşama ve işgücü piyasasına ancak marjinal olarak katılmaktadırlar. Bir başka deyişle; kadınların örgütlü, düzenli sanayi ve hizmetlere (formal sektör işlerine) yetersiz ve eşit olmayan katılımları söz konusudur. 70’li yıllara kadar, kente yeni göçmüş kadınlar, aile içindeki rollerini daha fazla önemsediler; ataerkil ilişkilerden etkilenerek ücret karşılığı çalışmayı birincil amaç olarak görmediler. Bu dönemde çalışmayı tercih eden az sayıda kadın ise daha çok hizmet sektörüne (memurluk, öğretmenlik gibi) yöneldi.

 

    70’ler sonrasında ise, kentlerdeki kadınların özellikle aileyi geçindirmekle sorumlu olan erkelerin ücretleri düşme eğilimi gösterdikçe, çalışma isteği ve işgücüne, sınırlı da olsa katılımı artmıştı. Ancak, kadınların hizmet sektöründe yer aldığı işler toplumsal iş bölümünde marjinal sayılan ve ‘en düşük gelirli’ grubu oluşturan işler oldu.

 

    80’lerden sonra sanayi sektöründeki durgunluk ve gerileme istihdam açısından önemli sonuçlar yarattı. Bu sonuçların en önemli etkileri kadınlar üzerinde oldu. Bu dönemde çeşitli iş kollarından işçi çıkarma çoğaldı; bu yapılırken de vasıflı işçiler ve yeri doldurulamayacak elemanlar yerine, daha çok, vasıfsız işçiler işlerini kaybetti. Kadın işçiler de; genellikle vasıfsız, yeri kolay doldurulabilen kişiler olduklarından ve görece olarak yeni işe girdiklerinden, işlerini kaybetme olasılıkları daha yüksekti. Evin temel geçindiricileri erkekler olarak kabul edildiğinden, kadınların işlerini kaybetmeleri toplumda büyük yankı yaratmadı. Bunun yanı sıra, hizmetler sektörünün büyümesine ve istihdam olanaklarının artmasına rağmen kadın işgücü, hizmetlerde aynı oranda artmadı. Bunu iki nedeni var: İlki kadınların en çok bulunduğu devlet sektöründe giderek yavaşlayan personel alımları, ikincisi; özel hizmet sektöründeki iş alanlarında daha yüksek eğitim düzeyi ve üstün niteliklere sahip personel önem kazandığından ve kadınlarda bu özelliklerin daha az bulunmasıdır.

 

    90’lı yıllara gelinirken, çalışmak için talebi olan kentli kadınlar imalat ve hizmetlerden (düzenli-kalıcı iş sektöründen) düzensiz işlere (düzensiz-geçici iş sektörü) yönelmeye başladılar. Ev dışında hizmetçilik ve çocuk bakıcılığı yapan, temizlik işlerinde çalışan kadın sayısı arttığı gibi, evde kendi ürettikleri ürünleri dışarıda satarak kazanç sağlayan veya çok düşük ücretlerle, özellikle konfeksiyon sanayinde çalışmayı kabul etmek zorunda kalan kadınlar çoğaldı. Dağınık, kayıt dışı ve örgütsüz niteliğinden dolayı düzensiz işlerde çalışan kadın sayısının kesin bilgiler olamamakla birlikte çok yüksek olduğu tahmin edilmektedir (Kalaycıoğlu ve Tılıç, 2001:43).

 

    Özellikle artan işsizlik, enflasyon ve ekonomik krizle düzenli-kalıcı iş sektörünün dışına itilen kadın emeği kentlerde giderek daha fazla düzensiz-geçici iş sektörü içinde yer aldı. Çeşitli ev hizmetleri ise (temizlik, çocuk, yaşlı ve hasta bakıcılığı vb.) düznsiz –geçici iş hizmet sektörü içinde yer alıyor ve yaygınlaşma eğilimi gösteriyor. Kadınlar hizmet sektöründe daha çok perakende, küçük ticaret, kuaförlük gibi işlerle uğraşıyor; düzensiz-geçici iş hizmet sektöründe ise çocuk bakıcılığı, ev hizmeti gibi bugünkü koşullarda fazla bilgi ve beceri istemeyen işlerde çalışıyorlar. Düzensiz-geçici iş hizmet sektöründe çalışan kadınlar çoğunlukla bu sektördeki en yoksulları oluşturuyor. Genellikle bu sektörde çalışan kadınlar emeklerinin karşılığını alacak güce sahip olmadıkları gibi kazançları, aile geliri içinde ‘gerçek’, ‘esas’ gelir olarak değil, erkeğin gelirini veya toplam aile gelirini ‘destekleyici’ gelir olarak görülüyor. Esasen kadının evin dışında ve özellikle düşük gelirli, düzensiz-geçici bir işte çalışması çoğu toplumlarda öncelikle istenen bir durum değil. Bu konuda yapılan çalışmalarda, kadınların ev dışında bir işte çalışmasının “aile kararı” olduğu ifade edilmektedir. Özellikle ailedeki esas gelir getiren erkeğin ölmesi, sakatlanması veya boşanma sonucunda ailede yaşanan ekonomik krizin çözümüne yönelik bir yaşam stratejisi oluşturduğu görülmektedir. Bunun yanında, daha genç kadınların sadece ekonomik değil, toplumsal nedenlerle (“evden dışarı çıkmak”; “erkek kardeşlerini okutmak için”) ve kendi kararları sonucu çalışmaya başladıkları da gözlemlenmiştir.

 

    Türkiye’de kırdan kente ekonomik göç sürecine katılan kadınlar üzerine yapılan bir çalışmada Türkiye’deki köylü kadınların çoğunun şehirde yaşamayı kırsal alanda yaşamaya tercih ettiklerini belirtmektedir. Köyde kadınların eşleri ve eşlerinin aileleri için yapmak zorunda oldukları zor ve değeri takdir edilmeyen iş yükü ve geniş aile ve /veya köy çevresinin kadın ve özellikle gelinler üzerindeki baskısı göz önüne alındığında Türkiye’deki köylü kadın için şehirdeki yaşam tercih edilir hale gelmekte; şehirde çekirdek aile olarak yaşama şansı, kadının ev içi yaşamı organize etme görevini üstlenmesini gerektirdiğinden kadının bağımsızlığını artırdığı (Erman, 1997: 264) dile getirilmektedir.

 

    Oysa iç göçle ilgili bir başka araştırmada ise, kadınların %21.9’u köy yaşamını sevmediğini, %21.8’i ise sevdiğini belirtmektedir. Bu veriler, kırdan kente göç etmiş olan kimi kadınların kentteki tüm sorunlara rağmen kırsaldaki iş yükünden, gelenek görenek ve geniş aile baskısından kurtuldukları için daha memnun oldukları halde, kimi kadınların da köyde geride bıraktıkları yaşamlarına, çevrelerine, ailelerine olan özlemlerini ve kentte yaşadıkları kısıtlamalar nedeniyle memnun olmadıklarını ifade etmektedirler (İlkkaracan, 1998: 311).

 

    Köyden kente göç eden kadınların, kentteki etkileşim ve bütünleşme sürecinin bu denli çeşitli olmasının altında, Kalaycıoğlu (1996: 264)’nun dediği gibi, kadınların çok farklı değerler, normlar, gelenekler ve beklentilerle büyük kente gelmeleri ve büyük çoğunluğunun bu farklılıkları kentteki yaşamlarında da devam ettirmeye çalışmaları yatmaktadır.

 

    Göç ve Kentsel Yoksulluğun Yansıması Olarak Ev Eksenli Çalışan Kadınlar

 

    Ev eksenli çalışmada kapitalizm ve patriarkanın iş birliğini görülmektedir. Yani ev eksenli çalışma sermaye sahipleri tarafından da desteklenen bir çalışma biçimi olmakta; sermaye kadınları kolay iş gücü olarak kullanmaktadır. Bunun sonucunda da mahallelerde insanların kente tutunma mekanizmaları sermayenin de işine gelen bir şekilde gerçekleşmektedir.

 

    İlk olarak, kentsel yoksulluk ev eksenli çalışmanın hem nedeni hem de sonucu özelliğini taşımaktadır: Yoksullar, günlük yaşamlarını sürdürmek için muhtaç oldukları geliri sağlayan her işi kabul etmek ve yapmak zorundadırlar. Formel sektördeki sürekli ve göreli olarak güvenceli işlerin peşinde koşacak, bu işler için yatırım yapacak zaman ve paraları olmadığı gibi, önlerine çıkan ve/veya göreli olarak daha kolay elde edebildikleri, düşük ücretli, süreksiz ama günü kurtaran ev eksenli işleri kabul etmek zorundadırlar. Ev eksenli işleri yoksulluklarının günlük yaşamla ilgili zorluklarını aşmak için kabul ederler. Bu kez de bir başka döngü başlar: İş, genellikle günde 12-14 saat çalışma gerektirir ve herhangi bir sosyal güvenlik söz konusu değildir. Yani, işe harcanacak zamanın çalışanın kendi isteğine göre düzenlenebildiği gerçek değil, bir teorik varsayımdır. Formel sektörde iş aramak, bu işlerin gerektirdiği ilişki ağlarına girmek ve oralarda kalmak için zaman yoktur. Ücretler, örneğin formel sektördeki işlerin gerektirdiği beceri sertifikalarını elde etmek için kurslara gitmek vb. yollardan yararlanmaya imkan vermeyecek ölçüde düşüktür. Ücret, sadece ve sadece günlük zorunlu giderler için harcanabilecek düzeydedir. Örneğin, ev eksenli çalışanların neredeyse tamamını oluşturan kadınlar, yoksul oldukları için ev eksenli çalışmakta, çalışma karşılığı gelirleriyle de çocuklarının zaten çok kıt ve pahalı olan bakım hizmetlerinden yararlanmalarını sağlayamayarak da evde çalışmayı sürdürmek zorunda olmaya devam etmektedirler. Sigortasız olmak, hem hastalık vb. durumlarda ücret gelirinden yoksun kalmaya hem de hastalıktan kaynaklanan giderleri karşılamak zorunluluğuna yol açmaktadır.

 

    O halde, yoksullukla ev eksenli çalışma arasındaki ilişkilerin birincisinden çıkan sonuç şudur: Ev eksenli çalışmanın halihazırdaki kötü koşulları, ev eksenli çalışanların "bu işe muhtaç" olmalarından yani yoksulluktan beslenmekte, bu anlamda yoksulluğun bir sonucu olarak devamlılık göstermektedir. Aynı zamanda, ev eksenli çalışmak çalışanları yoksulluktan kurtarmaya yetmediği gibi, ev eksenli çalışanların "çalışan yoksullar" olmalarına yol açmaktadır. Ve tüm diğer çalışan yoksulların durumunda olduğu gibi ev eksenli çalışanların örneğinde de, içinde bulundukları çalışma döngüsü yoksulluktan kurtulmaya bizatihi engel oluşturmaktadır.

 

    Bu bağlamda ev eksenli çalışan kadınların mekânları genellikle kentin yoksul bölgelerindeki mahalleler olmaktadır. Ev işleri ve çocuk bakımının dışında bu mahallelerde kadınlar evde çamaşır yıkamak, ütü yapmak, evde başkalarının çocuklarına bakmak, takı yapmak, el işi yapmak, tükenmez kalem yapımı gibi fabrika sonrası montaj işleri olmak üzere ev eksenli çalışma süreci içinde bulunmaktadırlar. Fakat ev eksenli çalışma hem toplumun, hem de ailenin gözünde bir tür boş zaman değerlendirme faaliyeti olarak görülmektedir. Kadınlarda bu durumu içselleştirmiş olduklarından kendilerini çalışan kadın olarak değil, ‘ev kadını’ olarak görmektedirler. Dolayısıyla kadınların bu çalışmaları görünmez emek statüsünde kalmaktadır.

 

    Mahallelerin, kadınların hem yaşam hem de çalışma mekanları haline gelmiş olması, buralarda kadınların yaratıcı örgütlenmeler de ortaya çıkarmasına neden oluyor. Kadın kooperatifleri, kadın dernekleri ve sivil toplum örgütleri mahalleler de var olabiliyor. Kadınlar bu örgütlenmelerden beceri arttırma eğitimi talep edebiliyor. Ancak bu örgütlenmeler daha çok mahalle bazlı örgütlenmeler olmaktan öte gidemiyor. Mahalle bazlı bu örgütlenmeler, kadınları yaşadıkları yere daha bağımlı hale getirebilmektedir. Kadınların evden çıkabilmeleri için ortak çamaşırhane, ortak bakım gibi hizmetler verilmeli, farklı koşullar yaratılabilmelidir. Aksi takdirde kadınların evde kalması perçinlenmiş olmaktadır.

 

    İkinci ilişki, ev eksenli çalışma ve yoksulluk ilişkisinin kadınlar aleyhine cinsiyetçi bir özellik taşıdığı gerçeğidir. Çocuk doğurma ya da ihtiyacı olmadığında işi bırakacağı düşünülerek kadınlar, erkeklere göre güvenilmez iş gücü olarak değerlendirilmekte; özellikle kriz dönemlerinde bazı sektörlerde ilk işten çıkarılanlar kadınlar olmaktadır. Dolayısıyla tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ev eksenli çalışanların ezici çoğunluğu kadındır. DİE 1999 verilerine göre, Türkiye'de evde ücretli ve yevmiyeli olarak çalışanların yüzde 95'i kadındır. Bir başka deyişle, ülkemizde de ev eksenli çalışanların yoksulluğu, asıl olarak kadın yoksulluğudur.

 

    Bu gerçeği vurgulayan bir diğer bilgi/bulgu, doğrudan Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Çalışma Grubu olarak 2001 yılı içinde ILO Türkiye Temsilciliği ve İş Müfettişleri Derneği'nin katkılarıyla çeşitli illerde, başta ev eksenli çalışan kadınlar olmak üzere tüm tarafların katılımıyla gerçekleştirilen yerel atölye çalışmalarından edinilmiştir ve çok çarpıcıdır. Haziran 2001 yılı içinde SHÇEK (Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu) İl Müdürlüğü'ne ayni-nakdi yardım talebiyle başvuranlardan 150 ailenin tamamının kadın reisli aile olduğunu ve bu kadınların yüzde 80'inin ev eksenli çalıştığı belirlenmiştir.

 

    Üçüncü ilişki, ev eksenli çalışma ve kadının güçlenmesi arasındadır. Ev eksenli çalışmanın yoksulluktan kurtulmaya elverişsiz bir çalışma türü olması, kadınların güçlenmesi açısından önemsiz sayılmasına yol açmamalıdır. Çünkü, ev eksenli çalışan kadınlar elverişsiz koşullarda da olsa çalışmakta, az da olsa gelir elde etmektedirler. Bu nedenle, ev eksenli çalışan kadınların "gelir sağlayabilen bireyler" olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.

 

    İkinci olarak; ev eksenli çalışan kadınların bu çalışmadan elde ettikleri gelir -çok düşük olsa da- ailenin geçimlik ihtiyaçlarını karşılamakta önem taşımaktadır. Pek çok durumda, ev eksenli çalışan kadının çalışma karşılığı elde ettiği gelir, ailenin yaşamasını sağlayan "temel gelir"dir. Bunun yanı sıra, araştırmalar, kadının ev eksenli çalışma gelirinin tamamen eve ve çocuklara harcandığını göstermektedir.

 

    Ev eksenli çalışan kadınların çalışma karşılığı gelirleri üzerindeki denetimleri, akademik araştırmalarda yeterince ele alınmamış ve incelenmemiştir. Ancak, bu çalışma karşılığı gelirin kadının "kendisine ait bir para" olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Bir başka deyişle, ev eksenli çalışan kadınlar, ne kadar az olursa olsun ve evin temel ihtiyaçlarına harcama baskısı ne kadar büyük olursa olsun, kendi ellerine geçen ve kendilerinin olduğu kabul gören bir gelire sahiplerdir. Bu durumda, kadının kendine ait bir gelirinin olması ile bu gelirin kontrolünü elinde tutmasının bir arada olduğu hallerde, kadının özgüveninin gelişmesi, kadının güçlenmesi ve buna bağlı olarak kadının aile içi ve dışı ilişkilerde olumlu yönde güç kazanmasını sağlamaktadır. Söz konusu olumlu değişimler, mutlaka "büyük", "makro" değişimler olmasa bile var olduklarının göz ardı edilmemesi gerekir.

 

    Öte yandan, kadının özgüven kazanması, güçlenmesi, aile içi şiddetin sona erdirilmesinde kritik bir öge olarak ortaya çıkmaktadır. Aile içi şiddet gibi yoksulluk ortamında özgül formlar alabilen ve yoksulluk içinde daha da ağırlaşan şartlarda, gerek araştırma ve gerekse deneyim birikimi, şiddete karşı strateji geliştirmek ve uygulamakta kadının güçlenmesinin önemli olduğunu göstermektedir. Şiddet sorunsalı içindeki güçlenmenin kendine özgü boyutları olduğu ve sadece ekonomik odaklı güçlenmeye indirgenemeyeceği bilinmekle birlikte, ekonomik odaklı güçlenmenin, kadının şiddete karşı güçlenmesinde önemli bir öge olduğu da göz ardı edilemeyecek denli açıktır.

 

        Sonuç olarak

 

    Kadının ev eksenli çalışması ile göç ve onun olumsuz sonucu olarak yoksulluk, yoksullukla ilişkili olarak ağırlaşan başka sorunlar ve kadının güçlenmesi arasında açık ve doğrudan "neden-sonuç-çözüm" türünden bağlar mevcuttur. Bu nedenle, her üç boyutta da program ve strateji geliştirirken ev eksenli çalışmaya ve ev eksenli çalışan kadınlara özel bir dikkat atfedilmesi tüm boyutlarıyla toplumsal gelişmenin sağlanması için gerekli ve zorunlu görünmektedir.

 

    Türkiye’de tarımdan kopup kente göçle birlikte kadınların kırsal alanda daha yüksek, fakat bu da ücretsiz aile emeği olarak görülen iş gücüne katılım oranı düşmektedir. Bunda etkili olan faktörler arasında ilk olarak kadınlardan toplumsal yasamda erkeklere göre farklı rol ve sorumluluklar beklenmesi; buna karşılık kadınlara verilen imkânların çoğunlukla erkeklerinki gibi olmaması yer almaktadır. En temelde, aile kurumu içerisinde erkek çocuğa yapılan yatırım kız çocuğa yapılan yatırımla aynı değildir ve yasam boyunca kızlar erkekler kadar şans ve fırsatlara sahip olamamaktadır. Bu nedenle de kadınların göç edilen kente uyum sağlama süreci farklılık gösterebilmektedir.

 

    Bunun yanı sıra, kadınların eğitim ve bilgi kaynaklarına teknolojiye ulaşamamaları, gerekli bilgi ve donanıma sahip olamadıkları için iş piyasasında erkeklerle rekabet edememeleri sonucu ucuz işgücü olarak görülmeleri, ayrıca kente göçle birlikte ev kadını statüsüne geçen kadının çocuk bakımı, hasta bakımı ve ev işleri gibi ev içi hizmetleri üstlenmeleri nedeniyle eve kapalı bir yaşam sürmeleri sözü edilen dışarıda çalışma şanslarını azaltmaktadır. Aslında kadınlar ev içi işleri ve çocuk bakımını üstlenerek ev ekonomisine ciddi katkıda bulunmakta; evde sağladıkları hizmetleri dışarıdan satın almaya kalktıklarında, bu hizmetlerin karşılığında maaşlarının çok çok üstünde paralar ödemek zorunda kalmaktadırlar. Bu şartlar altında kadınlar, kendi evinde bir yandan ücretsiz emek sunumunda bulunurken, diğer taraftan çamaşır yıkamak, ütü yapmak, evde başkalarının çocuklarına bakmak, takı yapmak, el işi yapmak, tükenmez kalem yapımı gibi fabrika sonrası montaj işleri olmak üzere ev eksenli çalışma süreci içinde bulunmaktadırlar. Bu bağlamda kadınların erkeklerden farklı biçimde ve yoğunlukta göçten etkilendiği, göçün olumsuz sonuçlarından baş etmede kendilerine özgü tarz ve mücadeleler geliştirdiği, ev eksenli çalışmanın da bunun bir yansıması olduğu görülmektedir.”

 

    Konferans sonunda soru cevap bölümünde dinleyicilerin soruları cevaplandırıldı.

 

    Konferans sonunda Türk Ocakları Başkanı Opr. Dr. Vedat ERDEN konferans anısına Hurigül EKEN’e Türk Ocaklarının bir teşekkür tablosunu sundu.

 

    Daha sonra ise Hurigil EKEN dinleyiciler tarafından büyük ilgi gösterilen kitaplarını imzaladı.

 

      Kaynakça:

    Erman, T. (1997)The Meaning of city living for rural migrant women and their role in migration: The case of Turkey. Women’s Studies International Forum, 20 (2), 263-273.

    Es Muharrem, (2007). Kent Üzerine Düşünceler, İstanbul, Plato Yay.,

    Farah, F. (2006 May) An expert group meeting on female migrants: what is so special about it in Female Migrants: Bridging the gaps throughout the life cycle. Selected papers of the UNFPAIOM expert group meeting (pp. 23-26). New York:UNFPA Publications

    Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü. (2006).Türkiye göç ve yerinden olmuş Nüfus araştırması 2005. Ankara: Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü ve T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı.

    İlkkaracan, P. ve İlkkaracan, İ. (1998). 1990’lar Türkiye’sinde Kadın ve Göç.(Ed.) O.Baydar, Bilanço 98: 75 Yılda Köylerden Şehirlere içinde (s. 305-322). İstanbul: Türk Tarih Vakfı Yayınları

    Kalaycıoğlu, S. (1996). Göçmenlerde Sosyal Hareketlilik İle İlgili Beklentilerin Din Görüşü Ve Cinsiyete Göre Farklılaşması: Ankara’dan bir örneklem. Iı. Ulusal Sosyoloji Kongresi-Toplum ve Göç (s.264-270). Ankara: Sosyoloji Derneği Yayınları.

    Moroksavic, M. (1983). Women in migration: Beyond The reductionist Outlook. In (Ed.), A.Phizacklea One way ticket: Migration and female labor (pp.13-31).Londra:Routledge & Kegan Paul.

 

HABERLERİMİZ TOPLAM

DEFA OKUNMUŞTUR...

 

**********************************

"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ

   

  Başa Dön 

Yazdır

 
 
 
Copyright © Tüm Hakları Saklıdır [Çınar Arıkan]