
HABER ANALİZ:
ANAP ve AKP TARZI PROPAGANDANIN SIRLARI
Değişik bilimlerin verilerinden
yararlanan siyaset bu konuda en çok
psikolojiden destek almaktadır.
Emperyalist sistem hem kendi ülkelerinde
hem de etkisi altına aldığı ülkelerde
bilimsel çalışmaların verilerine
dayanarak meşruiyet yaratmakta ve halk
kitlelerini ikna yöntemleriyle yanlış
tercihleri kabule razı etmektedir.
Amerikan Üniversitelerinin satış
yöntemlerini geliştirmek için yaptığı
deneylerden çıkardığı sonuçlar siyasi
alanda sıkça kullanılmakta ve insanların
gerçekleri görme , algılama melekeleri
ipotek altına alınmaktadır. Ülkemizde de
yeni kurulan partilerin ilk seçimlerde
iktidara gelmelerini ancak bu yöntemleri
analiz ederek değerlendirirsek
anlayabiliriz. Bu konuda Özal’ın ANAP’ı
ve Tayip Erdoğan’ın AKP’si en iyi iki
örnektir.
10.02.2010 tarihinde
www.anamurunsesi.com
yazdı.
HABER
ANALİZ:
ANAP ve AKP TARZI PROPAGANDANIN SIRLARI
Değişik bilimlerin verilerinden
yararlanan siyaset bu konuda en çok
psikolojiden destek almaktadır.
Emperyalist sistem hem kendi ülkelerinde
hem de etkisi altına aldığı ülkelerde
bilimsel çalışmaların verilerine
dayanarak meşruiyet yaratmakta ve halk
kitlelerini ikna yöntemleriyle yanlış
tercihleri kabule razı etmektedir.
Amerikan Üniversitelerinin satış
yöntemlerini geliştirmek için yaptığı
deneylerden çıkardığı sonuçlar siyasi
alanda sıkça kullanılmakta ve insanların
gerçekleri görme , algılama melekeleri
ipotek altına alınmaktadır. Ülkemizde de
yeni kurulan partilerin ilk seçimlerde
iktidara gelmelerini ancak bu yöntemleri
analiz ederek değerlendirirsek
anlayabiliriz. Bu konuda Özal’ın ANAP’ı
ve Tayip Erdoğan’ın AKP’si en iyi iki
örnektir. Her ikisi de ikna
psikolojisini ve hipnotik etkileme
yöntemlerini bilen “uzmanlarca”
çalışmalar yürüterek kısa sürelerde
iktidar olmuşlar ve uzun yıllar bu
iktidarlarını sürdürmüşlerdir.
Yürüttükleri seçim kampanyalarının
şaşası ve kullandıkları yöntemler,
rakiplerinin bu konulardaki
yetersizliği, dolayısı ile çok net
anlaşılamamış ve başarının arkasında ipe
sapa gelmez nedenler aranmıştır. Yeni
kurulan bir partiye toplumun onu tek
başına iktidar edecek kadar destek
vermesinin asıl nedeni çizilen imaj ve
umut yaratma ustalıklarıdır. Kullanılan
ikna yöntemleri ve hipnotik dil, imaj
oluşturmada ve umut yaratmada olağanüstü
bir başarı elde etmelerini sağlamıştır.
Tüm bu gerçekler önce çok iyi
anlaşılamamış ve eski ideolojik
önyargılarla yanlış teoriler
oluşturulmuştur. Hal böyle olunca
muhalefete mahkum olmak da kaçınılmaz
kader gibi algılanmıştır.
Popüler olanın dayanılmaz cazibesi...
Sözünü ettiğimiz iki parti de popüler
partilerdir, iktidar olmak için
kurulmuşlardır ve ideolojik siyasi
birikimden yoksundurlar. “Yörük göçü
gide gide düzülür” misali yolda derlenip
toparlanmışlardır. Ancak kitleler ve
toplum nezdinde tüm sorunları
çözebilecek sihirli değnek gibi
algılanmışlar, tüm sorunların
çözüleceğine dair umut yaratmışlardır.
Bunu yaparken kendilerine muhalif
partileri durağanlık, çözümsüzlük,
korkaklık, bilgisizlik ve projesizlikle
suçlamayı ihmal etmemişlerdir. Çünkü
İktidar sürdürmenin yolu ikna edilmiş
kitlelerin muhalefete yöneltmesini
engellemektir. 12 Eylül Faşist
darbesinin toplumda yarattığı tahribat
ve depolitizasyon sonucu popüler kültüre
yönelen kitlenin ne istediğini çok iyi
bildiklerinden onların istemlerini dile
getiren ve aynı istemlere sahip insanlar
imajıyla başladılar politik süreçlerine.
Onlar dışında kalanlar ya seçkinci, ya
eski kafalı ya da dar görüşlüydüler.
Onlar serbest piyasacı yenilikçi,
değişimci dünyaya açık, özgürlük ve
zenginlik havarileriydiler.
Kullandıkları kavramlara kitlelerin
popüler kültür dinamiklerine göre
anlamlar yüklemesini sağladılar.
İnsanların önüne bir masal dünyası ve
vaatler zinciri sunuldu. Umut
yaratılmıştı. Popüler kültürün,
çalışmadan kazanma, beleş yaşama
empozesi, iktidarın vaatleriyle
örtüşüyordu. Rüyaları beleş elde
edilecek zenginlikler kaplamış, hayal
dünyaları inanılmaz zenginleşmişti. Eski
siyasetlerini hemen terk eden kitle
kolayca bu akımların peşine takıldı. Ele
geçirilen iktidar vasıtası ile birkaç
göstermelik zengin yaratılıp umudun
sürmesi ve,destek olunduğu sürece
sıranın herkese geleceği beklentisi
yıllarca götürdü götürüyor.
Popüler kültür dayatmasındaki bir birey
için eline verilen bir lira, vaat edilen
beş liradan daha değerlidir. Yarın
yerine bugün önemlidir. Onun bugününü
kurtarana minnettardır. Kalıcı çözümlere
kulağı ve gözü kapalıdır. Alınan küçük
hediyeler ve bunun sonucu beyni
etkileyen vaatler ve o vaatleri yapanlar
kendisi için gelecek projesi yapanlardan
daha önemli görülür. Bu popüler olanın
dayanılmaz cazibesidir. İkna etmek
günümüz emperyalist kapitalist
sistemlerinde bir bilim haline
gelmektedir. Üniversiteler bu alanda
sayısız çalışma yapıyor ve her gün
kitlelerin, bireylerin nasıl
düşündüklerine dair analizler
oluşturuyorlar.
İki tarafı ayrı
boyalı levhayı tek renge boyayıp
göstermek.
Bundan çok değil yarım yüz yıl öncesine
kadar zekanın bazıları için bir
ayrıcalık olduğu düşünülür ve zeka
ölçüsü olarak IQ kulanılırdı. Oysa
günümüzde zekanın sadece IQ ile
ölçülemeyeceği buna EQ denilen duygusal
ve hatta SQ denilen ruhsal zekanın da
katılarak birlikte değerlendirilmesi
gerektiği sonucuna varıldı. İnsan beyni
üzerinde yapılan incelemeler beynin 10
milyar nörondan oluştuğu bilgiyi alıp
işlediği ve zekanın geliştirilebileceği,
herkesin zeki olma potansiyeli taşıdığı
sonucunu getirdi. Demek ki bu gerçekliğe
rağmen bazı sistemler herkesin zekasının
gelişmesini istemiyor ve eğitim
sistemini ayrıcalıklı zekaya prim
verecek şekilde düzenliyor. Bu halkı ve
kitleleri uyutmak ve yönlendirmek için
gerekli görülen eğitim uygulaması olarak
karşımıza çıkmakta. Biz beyin analizi ve
zekayı inceliyoruz çünkü ikna hem ikna
eden açısından hem de ikna edilen
açısından bu analizin yapılmasını
zorunlu kılıyor. Bu analiz insanların
düşünüş tarzını ve bunun sonucunda nasıl
davranacaklarını öğrenmemiz için çok
gereklidir. Karşınızdakinin nasıl
düşündüğünü bilmeden onu ikna
edemezsiniz. Siyaset açısından tek tek
insanların ve büyük kitlelerin algısal
değişimini sağlamak onları kendi düşünce
sistemine yöneltmek yeni yöntemler
bulmayı zorunlu kılmaktadır. İktidarı
hedefleyen ve iktidara geldiğinde
topluma ne yapacağını anlatan bir siyasi
parti o topluma kendinin vaat
ettiklerinin, kitlelerin çıkarına
olduğuna ikna etmeli ya da bu konuda
çözümün asıl sahibinin kendi partileri
olacağı umudunu yaratabilmelidir. Bir
kez umut yaratıldıktan sonra kitlesel
algı bu doğrultuda çalışmakta ve
insanların o siyasi partiye dönük
düşünceleri onaylama ve sempati olarak
gelişmektedir. İki tarafı ayrı boyalı
levhayı tek renge boyayıp göstererek,
her iki yana bakan insanlarda aynı renk
imajını kurabilmektir siyasette ikna.
Medya beynimizi
emperyalistlere açık hedef haline
getiriyor.
Psikolog Phil mc Graw’a göre tüm
insanların on ortak özelliği vardır:
“ 1-Tüm insanların bir numaralı korkusu
rededilme korkusudur.
2-Tüm insanların bir numaralı ihtiyacı
kabul görme ihtiyacıdır.
3-İnsanlar üzerinde etkin olabilmek için
onların özsaygılarını koruyacak ya da
geliştirecek şekilde davranmak gerekir.
4-Herkes her duruma ‘bunda benim için ne
var’ diye yaklaşır.
5-İnsanlar ancak anladıkları şeyi işitir
ve anlamlandırır.
6-Herkes kişisel olarak kendileri için
önemli olan şeyler hakkında konuşmayı
tercih eder.
7-İnsanlar kendilerinden hoşlanan
insanlardan hoşlanır, güvenir ve inanır.
8-İnsanlar genellikle görünen nedenlerin
dışındaki nedenlerden dolayı yaptıkları
şeyi yaparlar.
9-En olgun insan bile basit
davranışlarda bulunabilir.
10-Herkes
toplumsal maske takar ve kişiyi
görebilmek için ardına bakmak gerekir.
Doyurulmamış her türlü ihtiyaç kişinin
nesnel olabilme yetisini köreltir. Bir
şeye,bir duyguya bir kişiye ihtiyaç
duyduğuna inanan insan, ihtiyaçları
doğrultusunda aldanmaya ve yalanı fark
etmemeye eğilimlidir. Çünkü sübjektif ve
ben merkezci hale gelmiştir.”(a.g.e.s.22)
Görüldüğü gibi araştırılan ve
geliştirilen bir çok yöntem kapitalizmin
sürmesi, onun belirlediği sistemin
yürümesi için kullanılıyor ve bu
araştırmalar hiç hız kesmeden sürüyor.
Emperyalizm nasıl yapıyor? Her söz
açıldığında ABD’nin, AB’nin, İsrail’in
ya da genel adı ile emperyalizmin
kurduğu oyunlardan söz ederiz. Bir
siyasal partiyi ABD’nin iktidara
getirdiğinden bahsederiz ancak bunun ne
olduğunu tam bilemeyiz. Kafamızda ipe
sapa gelmez komplo teorileri oluşmasına
ve bilgi kirliliği sonucu, bilinç
bulanıklığına neden olan bir sürü
“mantıklı” neden üretebiliriz. Aslında
buna, bir doğrudan, (yanlış analiz
sonucu) yanlış çıkarımlara ulaşmak,
demek gerekiyor. Bunların çalışma
yöntemleri çok açık ve basit. Üstelik de
görmek istediğinizde, göstere göstere,
gözümüze soka soka yapıyorlar her şeyi.
Ellerindeki ekonomik güç ve medya bu
konuda her kapıyı açıyor. Bir yandan
bilim ve teknolojini ilerlemesi hayatı
kolaylaştırırken, bir yandan da bunun
sonuçları bizi adeta kör ediyor. En
basitinden evlerimizdeki televizyonun,
her gün satın aldığımız gazetelerin
beynimizi ele geçirmesine ve bilgi
kirliliği ile doğru-yanlışı
karıştırmamızı sağlamasına izin
veriyoruz. Toplum olarak değişik
kaynakları okumuyor oluşumuz ve soru
sorma, şüphelenme alışkanlığımızın
olmayışı bizi aynı davranış kalıplarını
gösteren ve çözülebilir özelikli bir
kitle yapıyor. Her türlü bilimsel
analizi kullananlar için açık hedeften
başka bir şey değiliz.
Sadakayla
beyinlere mesaj gönderiliyor.
İlk bakıldığında hiçbir anlamı yokmuş
gibi algılanan sloganlar adeta beyinleri
esir alıyor ve toplumu istenilen tarafa,
ürüne yönlendiriyor. Burada AKP’nin
kullandığı basit bir sloganı ele alalım.
Durmak yok yola devam! Bu slogan
sorgulandığında hiçbir anlam ifade
etmiyor gibi görünmesine karşın, her
insanda yol ve hareketin farklı bir
algılamasını yaratarak, kitlenin ortak
talebi gibi algılanabiliyor.Yine Özal’ın
dört eğilimin birleştirilmesi söylemi de
öyle. Bir çok insan dört eğilimin ne
olduğunu bile bilmezken adeta her
eğilimin tüm düşüncelerini
gerçekleştirdiği bir platform gibi algı
yaratılıyor. Bireyde bunun algısı, her
yolun mübah olduğu, herkesin kendini
gerçekleştirebileceği şeklinde
beliriyor. Bu tür hap slogan ve
iletileri alan insanlar adeta büyülenmiş
gibi, düşündüğünde asla yapmayacağı bir
şeyi yapıp, gidip sandıkta o siyasi
partiye oy veriyor. Sadece sloganlar
bazında değil, siyasilerin davranışları,
ortamın kullanılması gibi yollarla
birlikte en çok bir şey verme ve
karşılığını alma olgusu olarak
kullanılıyor. Amerikan üniversitelerinin
bulduğu bir yöntem de şu: Birine
karşılıksız bir şey verirsen o kişi
kendini borçlu hisseder ve bir biçimde
bu borcu ödemeye çalışır. Bunu AKP’nin
sadaka ekonomisi yaratılıyor diye
küçümsenen yönteminde görüyoruz.
Dağıtılan ürünlerin maddi değerinin
hiçbir önem taşımadığı verdiği mesajın
getirisinin çok yüksek olduğu bilimsel
olarak kanıtlanmış bulunuyor. Kitleler
içlerinde bulunan değer verilme, kendini
gerçekleştirme, çoğunluktan yana olma,
başarısızlığın sahiplenilmemesi, bir
yerlere duydukları tepkinin birilerince
ifade edilmesinin sahiplenilmesi gibi
bilinen yöntemlere uygun çalışma tarzı
ile adeta büyülenmiş bireyler haline
dönüştürülerek aynı yöne
yönlendiriliyor. Burada bu mesajları
doğrudan verme görevini, gönüllü ya da
gönülsüz medya üstleniyor. Tıpkı bir
reklam ajansının hedef kitleyi
belirlemesi, o hedef kitlenin analizini
yaparak uygun mesajları bulması ve ürünü
sattıracak reklamı oluşturması gibi,
medya da siyasi ürünü halka (hedef
kitleye)sunuyor.
Halkın kodlarını çözen yöntemler.
Burada en büyük avantaj TV olmakta,
çünkü günümüz insanının en büyük
eğlencesi ve vakit geçirme aracı bu.
Üstelik TV’nin girmediği bir tek ev bile
yok. Günümüzde dizi furyasını
açıklayarak ne dediğimizi de açmış
olalım.Yılda onlarca dizi projesi
yapılmasına karşın bunların içinden en
çok çalışılmışı, hedef kitlesini en
doğru belirlemiş olanı tutuluyor. Burada
hiçbir ahlaki kaygı, inanç, değer
güdülmediğini amacın sadece hedef
kitleyi ekran başında tutmak olduğunu da
söyleyelim. Bazı gerçekleri kavrayamayan
kalem erbabı ise nasıl olup da bu kötü
yapımların halkta tuttuğunu anlamak
yerine, üstenci bir yöntemle halkı
küçümseme yoluna gidiyor. Oysa halk
orada müthiş bir baskılanma ve salvo
altında. Kimse onlara doğrunun
öğretilmesine çalışmamış. Birileri
çıkmış ve algılarını analiz ederek
ürününü dayamış. Bu ülkenin yıllardır
kötü ürünlerle, kötü siyasetle
götürülüyor olması halkın algısını
anlayıp doğru ürünü,doğru siyaseti
verememekten kaynaklanıyor.Bu bir
basitleşme teorisi değil.Sadece gerçeği
algının üstünde bir yöntemle sunmanın
hiçbir etkisinin olmayacağının
kabulüdür. Türkiye’nin AKP’ye mahkum
gösterilmesi de AKP’nin halkın kodlarını
çözen yöntemleri kullanmasından
kaynaklanıyor. Hatta son dönemde
kendisine liberal, aydın yaftası
vuranların bu oyundan etkilenerek,
oyunun öncü uygulayıcılığına
soyunmalarına bakarak kitlelerin okumuş
olsun olmasın nasıl aynı hapla
yönlendirilebildiklerine çok açık bir
örnek. Bu öylesine bir körleşme
yaratıyor ki yapılan hiçbir yanlış,
yanlış olarak algılanmıyor ve birkaç
doğru kırıntısı da sürekli doğru
yapıldığı izlenimi veriyor. Bu etkiden
sıyrılmış, aklını bilincini kullanarak
hareket eden insanların o kesimce nasıl
algılandığı düşünülürse, gerçek daha iyi
kavranır. Yanılsama kendi dilini,
üslubunu, edebiyatını kuruyor ve
doğrularla yanlışlar yer değiştiriyor.
Bazı kesimler bunu bilinçli olarak
yaparken, yarı aydınlar da cidden
inanarak gönüllü savunuculuğa yönelerek,
katılaşan düşüncelerini sık sık
yineleyip hedef kitle haline geliyor.
Tabi işin bir de ekonomik boyutu var.
Sermayenin bu kesimlere akıttığı yüklü
para rahat yaşamı ve toplumsal
gerçeklikten uzaklaşmayı getiriyor.
Gazete ve TV’lerin iki lafı bir araya
getiremeyen, analiz yeteneğinden bi
haber, nev-i şahsına münhasır insanlara
ödediği paralar bir şeylerin karşılığı
olarak veriliyor. Aksi halde bu
adamların kapıda bekçi bile
yapılmayacakları çok aşikar. Medya için
doğruyu, gerçeği açıklayan, halkı
aydınlatan namuslu insanlar çok önem
taşımıyor. Bunlar hasbel kader buralarda
yer alsalar bile sisteme dokundurulmuyor
ve sisteme dokunma başladığında
kendilerini kapı önünde buluyorlar.
Karayılan
nasıl Karayılan oldu?
Sonuç olarak Peki tüm bu yöntemleri
emperyalizm icad edip kendi
işbirlikçilerine uygulatıyor da ne
oluyor? Görüldüğü gibi hiç hak etmeyen
siyasetler adeta toplumun yarısı
tarafından iktidar yapılıyor. O halde
bunları halkın yararına olanlar
uygulayamaz mı? Elbette
uygulayabilirler. Çünkü bilimin
sonuçları ortada. İkna etmenin yolu ve
yöntemleri biliniyorsa neden bunu
uygulayarak kitleye doğru mesajlar
verilmesin? Fakat burada en büyük engel,
geçmişin dar kalıpları. Bu kalıplar
kırılıp, çağ iyi analiz edilemezse
kendini tekrar hep aynı yüzdelerde ya da
azalan yüzdelerle ifade bulur.
Gelişmelerin, teknolojinin iyi
değerlendirilmesi, toplumun
beklentilerinin doğru analizi ve uygun
metotların kullanılması ki bu kalıpların
kırılması demektir,başarıldığında halk
için siyaset yapanlar da halktan büyük
oranda destek bulurlar. Fakat
söylenenlere deli saçması gibi bakıp,
bildiğimde diretirim denilirse yaşanacak
hezimetlere bahaneler bulunur. Bu mağdur
edebiyatı yaptılar, sadaka ekonomisi
yarattılar, gereksiz çıkışlar tuttu,
uluslararası konjonktür denk geldi,
halkı kandırdılar, olmayacak vaatler
verdiler, son anda TV’de yapılan
tartışma yanlıştı, asker o bildiriyi
yazmasaydı türü hepsi de aslında doğru
olan ama suçu başka yerde arayan züğürt
tesellileri olarak tarihteki yerini
alır. Umutlar gelecek seçime kalır ve
gündemi güçlü olanın belirlediği kısır
döngüde yakınma, eleştirme dışında bir
şey yapamamanın çaresizliği ile uç
noktalara savrulunarak halktan biraz
daha uzaklaşılır. Türkiye’de siyaset
yapanlara düşen en önemli şey ANAP ve
AKP olgusunu yukarıda belirttiğimiz
çerçevede analiz etmek ve o
yanılsamalara karşı halkın doğru
etkilenmesini sağlayacak siyaset
dilinin, sloganların, davranış
biçimlerinin hızla geliştirilmesidir ki
bu rakibin elindeki silahın alınarak
koşulların eşitlenmesini getirir. Uyanış
çok zor değildir. Tıpkı Nazım’ın
şiirinde olduğu gibi:
“Karayılan karayılan olmadan önce bir
tarla sıçanı kadar korkaktır”.
Hiç bir şey umurunda değildir. O bir
maraba bir çobandır. Ta ki Antep’liler
eline bir silah verip altına bir at
çekene kadar. İşte bu dönüşümün
başlangıcı düz ovada bir taşın
arkasındaki kara bir yılanın kafasını
kurşunun uçurduğu anı görmesi ve
“ibret al deli
gönlüm bu taşın arkasında kara yılanı
bulan kurşun seni her yerde bulur”
demesiyle başlar. Yani o maraba ömründe
ilk kez düşünmüştür. Bunun üstüne at ve
silah gelince tarihin kaçınılmaz
kahramanı çıkar ortaya. O halde halkı
düşündürecek etkileyici politik dilin
oluşturulması hiç de zor olmasa gerek.
Muzaffer Arslan
Odatv.com
http://www.odatv.com/n.php?n=anap-ve-akp-tarzi-propogandanin-sirlari--0802101200
"Anamur'un ve
Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek
Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ